Dilin Esiri Olmak

Düşüncelerimizi ve fikirlerimizi oluşturan onlarca, binlerce unsur vardır. Bu fikirler ise zamana-mekana göre değişiklik göstermektedir. Ya da bu değişiklik topluma göre mi şekilleniyor desek? Güzel bir örnek var elimde: Orta Çağ’da Avrupa’da skolastik düşünce hakimken açıklanmış onlarca fikir ve sahibi ölmüş daha doğrusu öldürülmüştür. Ancak bu bilgeler öldükten kısa bir süre sonra yani insanların başlarını kiliselerden çıkardıklarında görülmüştür ki bu fikirler doğrudur ve evrensel bir nitelik taşımaktadır. Ama insanlar bu fikirlerin sahiplerini kutlamak için aradıklarında ortada hiç kimse kalmamıştır. Burada sabretmenin önemi ortaya çıkıyor aslında. O bilgeler sabredemedikleri için yaşamına son verilmiştir. ’’Skolastik düşünce sahipleri haklılardır’’ demiyorum ancak bilgelerin zamana ve mekana uymamalarının sonuçları kötü olmuştur…

Dilimizi doğru ve güzel konuşmayı tercih etmek yerine iğneleyici-aşağılayıcı bir anlatımı seçiyoruz. Ülkemiz genelinde de var olan bir durum bu. Evet, doğruyu görüyoruz ama o doğruyu yükseltmek yerine hor görüyor, dilimizi olması gereken gibi kullanmayarak sonunda pişman olacağımızı bile bile o doğruyu en diplere atıyoruz. Siyasetten tutun sanata kadar hep böyle bir döngü var. Ve o hor görülmüş fikir adamlarının, eserlerin zamanında ne kadar kötülenirse kötülensin yabancı bir topluluktan veya yüksek zümreden bir beğeni alması o eseri ya da fikir adamının fikirlerini devleştiriyor bir anda ve herkes keşke o zamanda biz takdir etseydik diyor. İşte esirlik burada başlıyor…
İnsanlar gördükleri gerçekleri savunduklarında ya da bir fikri olduğu gibi kabul ettiklerinde her zaman karşılarında bir muhalefet olacaktır. Ancak bu muhalefet o insanın görmesini kapatmamalıdır. Eleştirilmiş fikir kuvvetlenmelidir. Çünkü ele alınmış, düşünülmüş bir başyapıtın her zaman muhalefetleri olmuştur. Ancak bu muhalefet cephesi eğer gerçek olanaklara dayanmıyorsa ve gelecekte pişman olacağı duygusunu seziyorsa bu fikirden hemen dönmelidir. Çünkü bu muhalefet kendi dilinin esiri olmaya doğru gitmektedir.

Gözlerimiz her zaman doğruyu görmeyebilir. Ama hayata ‘’at gözlüğü’’ ile bakmak yerine her zaman tam çerçeveye bakmak en doğrusudur. Doğru olan yolda ise -kaybetmek diye bir terim yoktur. Çünkü fikir sahibi olabilmek için araştırmak, bilmek ve okumak gerekmektedir. Karşımıza muhalefet olacak tonlarca insan çıkacaktır elbet ama biz sağlam kaynaklara ve eserlere dayandığımızda her zaman kazanan bizim safımız olacaktır.

-Kaybedeceğini bile bile yola çıkmak yalnızca ahmakların işidir. Unutulmamalıdır ki dilimiz en etkili silahlarımızdan biridir. Bu dil ile bir sarayın başına da geçilebilir, bir depoya da. Her şey bize lütfedilmiş olan ‘kelam’ sıfatının altında yatmaktadır. Dilimize sahip olmayı bilelim…

Son Düzenleme: 1 Mayıs 2020 / 19:25
  • Okunma
  • 17 Nisan 2020
  • Deneme
  • WhatsApp Yazı Linkini Kopyala
  • 1

    Murat Şah

    @1sah

    17 Nisan 2020 / 13:23

    Yüzeysel ve içi boşaltılmış, ruhunu kaybetmiş satırlar..yerini mânâ âlemine açılan; derinlere uzanan kelâmlara bıraksa… yaşatsak bu kutlu, tasavvuru kuvvetli Kelâmları belki de dil ile kurtulacağız. Koparılmaya çalışılan köklerimize daha sıkı sarılacağız. Topyekûn bir nizama, ahlâk iklimine yeniden doğacağız. Çorak olmuş topraklarımız yeniden can bulup nice tohumların filizlenmesine, yeşermesine bilfiil zemin olacak. Bir Kelâmla öyle devrimler yaşanacak ki…
    Yalnızca bir KELÂM…😌🌿

      17 Nisan 2020 / 13:29

      “Doğru olan yolda kaybetmek diye bir şey yoktur.” Yalnız bir kelam yetmese bile 🙂

        17 Nisan 2020 / 14:19

        Dosdoğru bir yol üzre bulunmak; iz bırakmak ümidi ile diyelim o vakit 😌

    30 Nisan 2020 / 13:59

    Dil olarak belirtilenin aslında üslup olduğunu anlıyorum yazıdan. Söylediklerimiz ne kadar doğru ne kadar gerçek olsa bile onları doğru yapan nasıl söylediğimizdir diyor sanırım yazarımız.😊 Yazıyı beğendim kaleminize sağlık.

      30 Nisan 2020 / 21:37

      Takdirinize teşekkürlerimle. 🙏🏼