Dut Ağacı

Dut ağacının dibi yaprak doluydu. Daha kimse süpürmemişti yaprakları. Sarı kocaman yapraklar…
Yaprakların üzerinde yürüdü. Hışır hışır ses çıktı yürüdükçe. Başını yukarı kaldırdı ağaçtaki kalan yapraklara ve onların arasından gökyüzüne baktı.
Bir rüzgar çıktı aniden. Nerden geldi anlamadı. Bir sürü yaprak daha düştü yere. Yere düşen yaprakların arasından bir toz girdi gözüne. Canını yakan bir toz.
Ağaçta sallanan bir kaç yaprak kaldı. Düşecek gibiydiler ama düşmüyorlardı. Gözümdeki toz da çıkmamıştı. Canını yakıyordu. Nerde olduğuna aldırmadan yaprakların üzerine oturdu. Gözündeki toz çıksın diye elleriyle gözünü ovdu. Gözü kızarmıştı. Aklına çocukluğu geldi. Önceden gözüne giren tozlar geldi. Başındaki yemeniyle toz çıkardığı zamanlar geldi. Her işini her zaman kendi başına yaptığı geldi aklına. Hep mi yalnızdı.
Maskeli bir adam ve siperlikli maskeli eldivenli bir kadın geçti yanından. Kadın tiksinerek baktı ona. Onunsa gözü ağaçta kalan yapraklardaydı. Niye düşmüyorlardı. Niye direniyorlardı. Zaten düşeceklerdi. Sonra kendini düşündü o neydi? Yerdeki yapraklar gibi aceleci ve narin mıydı yoksa ağaçta kalan yapraklar gibi inatçı ve dayanıklı mıydı?
Dünyada bir önemi var mıydı yaprak kadar?
O dünyayı önemsiyor muydu yaprak kadar?

  • Okunma
  • 3 Aralık 2020
  • Hikâye
  • WhatsApp Yazı Linkini Kopyala
  • 1

    Sıddıka Rahime

    @siddikaterzi