Kelebek Tanrısı

Tozlaşmış tırnak uçlarımda duruyor birikmiş bütün hayallerim. Yeni doğmuş bir bebek gibiyim. Öleceğimi bilerek yaşıyorum. Kimbilir belki bir günlük bu hayatım belki de ömürlük.
İşte ben bugün henüz çamdan yeni yapılmış bir bankta oturuyorum. Gövdesi delik deşik olmuş. Kimi sevgilisinin ismini kazımış kimi doğduğu yılı… Fakat her şeyden ziyade savrulmuş sigara küllerini ve marangozun marifetlerini görüyorum. Vernik kayganlığını, milimetrik köşe kesimlerini ve parça parça dikine ayrılmış çizgilerini. Sağıma, soluma bakıyorum. Çevremdeki bütün sandalyeler boş. Her ne kadar terk edilmiş hissi verse de gelecek olanların bir sembolünü andırıyor bana. Çünkü hala bu ahşap masanın çevresindeler. Çünkü bu bir adaptır. Ayrılmadıysa sandalye masadan mutlaka gelecek olan vardır. Tam bu esnada simsiyah bir kelebek dönüyor başımın çevresinde. İlgimi çekiyor. İlk defa siyah bir kelebek görüyorum. Birkaç kez yorgun gözkapaklarımı kapayıp açıyorum. Ta ki kirpiğimden bir parça düşünce onun gerçek olduğunu anlıyorum. Biliyorum şimdi kirpikten düşen bir parçayla gerçeklik arasında ilgi kuramıyorsunuz. Ama bu benim için bir ritüeldir. Çünkü sevdiğim kadını ilk gördüğümde de aynı şey olmuştu. Yine inanamıyorsunuz değil mi? Zaten bunu bekleyemezdim. Nihayetinde her insan inandığını yaşar veya yaşadığına inanır.
Ben bunları anlatırken siyah kelebek dönmeyi bırakıp bir kartal edasıyla süzülüyor. Gözlerimi ondan ayıramıyorum. Önce sağımda duran demirlerin üzerine konuyor. Lakin çok durmuyor orada da. O an bu dünyaya onun da sığınamadığını anlıyorum. Buna rağmen gidemediğini biliyorum. En sonunda kendine bir yer buluyor. Tam karşımda başımın hizasında duran yeşil renkli panonun üzerinde kalıyor.
Vücudunu çevreleyen kanatlarının altında bir yazı yazıyor. Tam okuyamıyorum. Ah bu gözlerim! Yine sorun çıkarıyor bana. Neyse ki gözlüğüm yanımda. Her ne kadar eskimiş olsa da işimi görmeye yetiyor. Parmak izlerimin kaldığı iki camın arkasından bakınca yeni bir dünyaya geçmiş gibi hissediyorum. Şimdi okuyabiliyorum işte! Hayır! Hayır olamaz! Düşüyor ilk kez gördüğüm bu varlık. Düşmek istemeyerek düşüyor. Bunu iliklerimde yaşıyorum.
Yerimde duramıyorum. Daha var demek istiyorum olmayacağını bile bile. Olmalı çünkü henüz erken. Saat daha üç olmadı bile. Daha yeni açmış çiçeklerin çevresinde dönmek var, denizin sesini duymak var. Ayak seslerine şahit olmak var. Herkesi yukarıdan izlemek var. Var da var. Ama artık yok. Olmayacak! Yine de ısrarla bekliyorum bir umut kalkar diye. İnatla buna inanıyorum. Çünkü vazgeçemiyorum. Fakat bununla da yüzleşmek zorundayım biliyorum.
Usulca kalktım yerimden ve onun düştüğü yere gidip çömeldim. Önce kanatlarına dokundum ama incitmekten korktum. İki yanından iki elimi birleştirip avuçlarımdan bir çukur yaptım onun için. Özenle yerden kaldırdım ve ayaklarımın yanında menekşe saksısına koydum cansız ve siyah bedenini. Bir kelebeğe güzel bir çiçeğin yanında yatmak yakışırdı çünkü. Kirpiklerimden bir parça daha düştü kelebeğin yanına.
Arkamı döndüm ona. Gözlerimi en son konduğu yere diktim. Tebeşirle yazılmış iki kelime ve bir cümleden ibaretti kanatlarının son dokunduğu: “ Yazanlar yaşayanlardır. ”

Son Düzenleme: 1 Mayıs 2020 / 17:45
  • Okunma
  • 18 Nisan 2020
  • Deneme
  • WhatsApp Yazı Linkini Kopyala
  • 1

    Aybars İDİKUT

    @aybars