Gecenin Içinden

Otobüsten indikten sonra sokağın başında bir süre bekledim. Sokağın sonuna doğru bakıp yürümeye başladım, cama çıkmış, kapı önünde oturan ve karşıdan gelenlerin gözleri üzerimdeydi. Kimsin sorusunu gözleriyle teker teker sormuşlardı hepsi. İlerde mahallenin erkek çocukları top oynuyorlardı. Kendi kendime bu dar sokak arasında nasıl top oynayabiliyorlar diye sorduğum bir anda, çocuklardan biri topu bana verilen bir cevap niteliğinde cama vurmuştu. Topun cama değmesiyle çocukların sağa, sola kaçışması bir oldu. Kimden kaçtıkları belliydi ve oda gecikmedi zaten topla beraber evin kapısının önünde belirmesi uzun sürmedi. Söylenirken gözü bana ilişti. Nedim amca yaşlandığını gözlükleriyle belli ediyordu. Emekli olalı çok olmamıştı ama o daha meslekteyken takmaya başlamıştı gözlükleri, saçları dökülmeye yüz tutmuş ama kararsız kalmış gibiydi. Beni çok iyi tanırdı, bana bakıp durakladı. Gözlüklerinin arkasından zor tanıyorum dercesine kafasını aşağı eğerek, gözlüklerin üstünden bakarak.
– Murat sen misin
– Kafamı sallayarak evet dedim,
Bir süre hal hatır sordu ayak üstü, ardından benimle beraber yürümeye başladı. Yolda gidişimin sebeplerinden bahsetmek istedi ama ben
– Sonra konuşalım mı Nedim Amca dedim,
– Tamam dedi
Ve üstelemedi. Kapının önüne gelmiştim artık kapıyı çalmak zor olmazdı herhalde. Bir iki kere kapıya vurup bekledim. Kapıyı açmaları biraz uzun sürdü, kimseyi beklemiyorlardı demek ki. Kapı açıldı ve ablam beni görünce önce süzerek baktı. Tanımakta zorlanmayınca gözleri doldu. Sarıldı ve içeri çekti, özlettin kendini dercesine baktı. Sessizliğimi görünce bir şey demeden içeridekilere seslendi. Murat geldi. anne, baba, Zeliha!
– Zeliha ne yapıyorsun demesem
sessizlik bozulmayacaktı sanırım.
– Anne gelip sarılmak istiyor ama gelemiyor gibi bakma dedim.
Gülümsedi ve sıkıca sardı sıkarak
– Çok özlettin biliyorsun değil mi?
– Artık özlemezsiniz kovsanız gitmem bir daha
– Ayakta kaldık kapı önünde hadi içeri gelin dedi babam
Eliyle salonu işaret ederek kendi önden gitti. Uzun uzun anlattı herkes. Bende anlattım buradan gittikten sonra ve gelişime kadar her şeyi, geç olmuştu odalara çekilmek zorunda kaldık.
Sabah mazideki eski bir günü yaşama hissini verdi perdeden sekerek gözüme vuran güneş. Annemin yemek hazır sesi ile birlikte sokakta gezen simitçilerin sesi karışmış ben ise sanki güzel bir müzik grubunun şarkısını dinlercesine daldım gittim. Mahallenin başındaki koşarak okula giden iki küçük arkadaşın gülerek yarışmalarını izlerken. Sabahın kokusu içime işliyordu.
Kahvaltıdan sonra çıkıp yürümek için kapıya yöneldim, ben daha açmadan kapı çaldı. Geldiğimi duyan Osman’dan başkası değildi.
– Yani murat gidince haber vermedin hadi neyse de gelmişsin bari geldiğini haber etseydin
– Sen erken davrandın ben daha yeni çıkıyordum
– Tabi tabi deyip
Kolumdan tutup çekti.
– Gel hele sen şöyle, nerelerdeydin söyle
– Ayaküstü olmaz hem bedavada olmaz, çay ısmarla bakalım sen bize
– Hadi dediğin gibi olsun o zaman
Nereye gidiyoruz diyecektim ki yolu hatırladım. Küçükken Osman ile gittiğimiz mahalleden çok uzak olmayan eski bir evin arkasındaki kahvehaneye gidiyorduk. Eski eve vardık ama ortada eski bir ev kalmamıştı, Harabe olmuştu. Kahvehaneye geldiğimizde selamlaştıktan sonra kahvenin dışında uzak bir masayı seçtik. Çaylar gelmeden Osman başladı.
– Sen gidince buralarda çay içecek kimse kalmadı en çok una üzülüyordum diyerek
Gülümsedi,
– Sen beni değil çayı özledin anlaşılan derken
Çaydan bir yudum aldım. Nereden başlasam diye düşünürken, gecenin bir vakti arkamda çıkan sesler geldi hayalime. Oradan anlatmaya başladım.
-O gün seni eve girerken gördükten sonra ben hızlı adımlarla eve geçiyordum. Çok gitmeden arkamda ayak sesleri olduğunu anladım.
– eee
– Başta umursamadım ama takip edildiğimi anlamam uzun sürmedi. Bizim sokağa girerken döndüğümde hâlâ arkamda olursa yakasına yapışıp hesap soracağım dedim. Bizim evin kapısını görünce arkamda adımlar sıklaştı. Bende etrafa baktım, bizim evin orda nedim amcanın sürekli bıraktığı tahtalar olurdu sende bilirsin
– Evet hâlâ öyle
– Onlardan birine almak için atladım, bir anda arkamdaki adamın kafasına vurdum.
– Sonra
– Kafasına vurmuştum adam kalkamadı. Karanlık vakti bakıp tanıyamadım da onu orda bırakıp eve koştum hemen. Pencereden baktığımda adamın yerde yattığını görüyordum. Kalkmamıştı yerinden. Ogün adamın kalkıp gitmesi için çok bekledim. Sabaha karşı baktım adama ordaydı hiç kımıldamamıştı. Daha fazla bakmak istemedim. Kan beynimden taşıyordu sanki, bir anda kaçmak gelmişti. Çantaya bir kaç eşya atıp evden yavaşça çıktım. İlk otobüse binip çıktım yola.
– Öldü mü adam
– Ben kaçtım. Sen buradaydın sen anlat. Benim gittiğim gün mahallede bir şey olmadı mı?
– Hayır. Senin gidişin zaten o gün anlaşılmadı ki babanlar ertesi gün gelip bize sordu seni, bende dün gece gördüm en son eve geliyordu deyince herkes bir şey söyledi.
– Nasıl yani
– Mahalle aynıydı bir değişiklik görmedim ben senin gittiğin günden bir hafta sonra size gelip seni sordum. Ali amca murat şehir dışına çıkmış deyince bende üstelemedim.
– Bana neden gitti deselerdi Sevil derdim
– Sevil mi?
– Evet, en son ona bir platoniklik vardı sende. Onun nişanlandığı gece kayboldun. Bende ona yordum
– Onunla alakası yok Osman ama aklıma takılan o adam kimdi ve ölmediyse nereye gitti
– Ölmemişse iyi bir şey değil mi bu
– Galiba iyi bir şey
İyi bir şey ölmemesi evet ama aklıma fena takıldı kimdi o adam ve neden peşimden öyle hızlı hızlı geliyordu o gece.

  • Okunma
  • 9 Mayıs 2020
  • Hikâye
  • WhatsApp Yazı Linkini Kopyala
  • 6

    Mustafa Alaca

    @mustf