Medine’nin Islıkları

Mahallenin çocukları alışık oldukları şekilde XX’in arabasını bulmasına yardım etmişlerdi. 5 gündür – yoksa 10 gün mü olmuştu?- araba koyduğu yerde kalmıştı. Umarım iyi bir yere park etmişimdir diye düşündü yarım- yamalak. İçi dışına çıkıyor gibiydi. Bir arabasına atlayıp gitse, kaçsaydı buralardan, uzaklaşsaydı. Kurtulabilecek miydi acılarından, anılarından, ona yapılanların verdiği sarsıntıdan, hayatını tekrar düzene sokabilir miydi ki?
– Abla, abla, bulduk arabanı, ilerdeki çalılığın orda parketmişsin.
– Haaa, iyi bari. Uzak mı peki?
– Yok, değil, istersen peşimizden gel, gösterelim.
– Ya da bize anahtarı ver abla, biz getirelim, sen iyi görünmüyorsun.
– Hı, hııı. Tamam.
Denilenleri anlasa da, bir karar vermek zor geldiği için hem onların işaret edip, koşar adımlarla yürüdüğü yola doğru adımını attı, hem de bir dipsiz kuyu olan çantasını karıştırıp arabasının anahtarını bulmaya çalıştı.
Zor bela attığı adımlardan sonra bir yokuşun aşağısına ancak varmıştı ki, mahalleden çocuklarla birlikte bu mahalleden olmadığına emin olduğu çocukların kendi arabasını ite ite getirdiğini gördü. Normal zamanda olsa bağırıp- bunu nasıl yaptıklarına şaşırıp- koşa koşa giderdi. Fakat şimdi ne hayrete, ne kızgınlığa gücü vardı. Eh, sonuçta arabasının yerini sormuştu çocuklara, onlar da getiriyorlardı.
Araba biraz daha yaklaşınca iki kapısının sonuna kadar açık olarak ittirildiğini gördü. Nasıl yani, ne ile açmışlardı bu arabayı, anahtarı vermişse niye çalıştırmak yerine itiyorlardı. Son hayret kırıntılarıyla biraz daha ivedi hareket ederek arabanın yanına doğru seğirtti.
– Abla, abla Abdülhadi abi 15 lira park ücreti, 15 lira da getirme ücretini istiyor.
– Abdülhadi kim ki?
Abdülhadi dedikleri boyu adam boyunda ama yaşı henüz başı okşanma yaşında, uzun- ince bir çocuktu. XX’e bakarak;
– Buyur abla, araban, derken, kapıları kapattı.
O sırada Abdülhadi’yi tanıştıran çocuk da;
– Anahtarların abla, diyerek elindeki ne olduğu belirsiz metal yığınını uzattı.
Ne ara vermişti anahtarları, bunlar kendi anahtarları mıydı, yoksa bu çocuklar çantasından mı çalmıştı diye düşünüyordu ki küçük çocuğun; “abla, paralar… Abdülhadi abinin…” diyerek onu dalgınlığından kurtardı. Bir yandan para vermek için cüzdanını arıyor, diğer yandan da “demek buraların kabadayısı bu çocuk” diye düşünüyordu. Kabadayı olmak için çok genç olsa da şu anda hiçbir şeye mukavemet edecek kudreti bulamadığı için kendinde usul usul parayı çocukların eline verdi.
– Bu 15 tl park ücreti için, bu da 20 tl getirme ücreti.
Yeğeni Medine’nin gözlerini gördü bir an arabanın içinde. Siyah kocaman gözler daha da kocaman açılmış, korkuyla ona bakıyordu. Nasıl yani, bu çocuk kaç gündür bu arabanın içindeydi? Niye evine gelmemişti. “Tüh, ya, Allah kahretsin beni, o gelmek istedi ama ben geri dön demiştim. Ama o zaman kardeşimin evinin önündeydim. Daha yeni biniyordum arabama. Allah kahretsin. Çocuk kaç gündür arabada ne yaptın, nasıl yaşadın?”
Bitmek bilmeyen bir kahırlar silsilesi içinde parayı çocuklara uzattı ve yeğeninin bu haline kafayı yemektense, çocuğu arabadan çıkarıp, olan biteni anlamalı, en önemlisi sağlığını kontrol etmeliydi. Kaç gündür bu arabanın içindeyse ne yiyip-içmişti bu çocuk. Nasıl yaşayabilmişti bu güne kadar?
Medine ürkek bir şekilde arabadan indi ve yanında durdu. Çocukların uzaklaşmasını bekleyen XX Medine’yi yan gözle süzüyor, ondaki değişiklikleri gözlemlemeye çalışıyordu. İri siyah gözleri kan çanağına dönmüştü çocuğun. Hayır, hayır, bu çocuk, hiç iyi değildi. Bir an önce bişeyler yapmalıydı.
– Medine, gülüm, iyi misin?
Çocuk kendisine yönelen soru karşısında tedirgin oldu. Elini gözlerine götürüp, ovaladı. Halasının onun gözlerinde ne gördüğünü bilmiyordu ancak iyi görünmediğini kendisi de biliyordu. Azcık ovalayınca normale döndüğünü düşünerek halasına baktı.
– Kaç gündür arabada mısın gülüm? Neden yanıma gelmedin, eve çıkmadın. Ahh be gülüm…
Çocuk sadece sitem sözü duyuyordu. Minik dünyasında artık kimsenin sitemini duymaya gücünün yetmediğini söyleyen bir ses ona “koş” dedi. “nereye” diye sordu sese. “Uzaklaş buradan, bir kapı kapanınca elbet başkası açılır”. Babaannesinin sesi miydi bu, ama her kimse haklıydı, madem halası onu yargılayacaktı, artık onun yanı da güvenilir değildi, tabi ki onu evine gönderecekti, zaten ilk gün daha “Eve git Medine’ciğim, annen- baban seni merak eder” dememiş miydi? Sonra da onun eve gidip- gitmediğine bile bakmadan arabasına binmemiş miydi. Gizlice arabasına tekrar bindiğini bile fark etmemişti. Kendinden bu kadar habersiz bu kadına nasıl güvenmişti? Bir hataydı bu. Son hızla kaçma isteği uyandı içinde. O hızla da koşmaya başladı. Koşuyor, koşuyordu, nereye gideceğini bilmez bir hızla… içinden de “bir kapı kapanırsa başka bir kapı açılır” diyordu.
XX Medine’nin gözlerindeki şaşkınlık ve vazgeçişi gördü. Evet, çok net bir şekilde ondan vazgeçiyordu çocuk. Ama ne demişti ki, onu nasıl incitmişti.
– Ah gülüm, tamam, bir şey demiyorum, demeye kalmadan çocuğun ortadan kaybolduğunu fark etti.
– Medine, Medine, nerdesin?
– Çocuklar, çocuklar, koşun, yardım edin, yeğenim, biraz önce buradaki çocuk, kayboldu, kaçtı, gitti, galiba, n’olur yardım edin, bulun onu, bulalım. Lütfeen..
XX bağırıyor muydu, içinden mi söylüyordu bilmiyordu ama çocuklar harekete geçip, etrafı taramaya başlamışlardı. Hepsi ondan duydukları bu ismi bağırıyordu:
– Medine
– Mediiine,
– Mediiine, Medine …
Küçücük sokakta bakmadıkları çalı dibi, çöp kenarı kalmamıştı, nasıl olur da bu 10 gündür arabada aç-susuz yaşayan çocuk bir tazı gibi hızla ondan kaçmayı başarmıştı. Peki niye? Kendine geldiyse neden onu görür- görmez kaçmıştı. Biraz önce evinden çıkarken hissettiği acıları düşündü ve şu an kendi içinde de hissettiği, Medine’nin içindeki yangınıyla kıyasladı. Son gücüyle, aklını kaybedercesine bağırdı:
– MEDİNEEEE, MEDİNEEE, MEDİİİİNE…
Medine hızla koştuğu merdivenlerden çıkarken arkasından birinin onu yakasından tuttuğunu fark etti. Direnmeye gücü ve niyeti yoktu, ailesinden olmadığı sürece herkese güvenebilirdi. Mutlak güven duygusunu kaybedeli yıllar olmuştu zaten.
– Bana Abdo derler, istersen seni o kadına götüreyim, istersen gel bizimle yaşa, sana zarar vermeyiz, merak etme, hepimiz ailemizden kaçtık.
– Hıı, tamam.
Son gücünü de merdivenin kalan basamaklarını tırmanmaya harcayan Medine için gerçekten de bir kapı kapanıp- başka bir kapı açılmıştı. Şehrin kapıları kapanıp, burada yaşayanların “dağ” dedikleri bu yer altı şehrinin kapıları sonuna kadar açılmıştı ona.
Dağların kuzeye bakan mor yamaçlarında soğuk dağ şarkıları söylenir ıslıkla. Ilık şehir türkülerinin söylendiği yerlerde “ıslık şeytanın sözüdür”, derler. Buralarda ise anlaştıkları tek dildir, ıslık.

  • Okunma
  • 1 Mayıs 2020
  • Hikâye
  • WhatsApp Yazı Linkini Kopyala
  • HaticeSoylemez

    @haticesoylemez

    1 Mayıs 2020 / 03:15

    Sahur vaktinde bu güzel hikayeyi okuduğum için çok mutluyum. Kaleminize sağlık ?

      1 Mayıs 2020 / 03:38

      İlgili yorumunuz için teşekkür ederim.