Özledim-2. Bölüm ( Saf)

Ben kaybettim mi büyük kaybediyorum arkadaş! Tam ilk büyük kaybımın acılarını yeni uyutmuşken bir feryat daha inledi göğüs kafesimde. Uyuttuğum acılar da yenilir yutulur cinsten değildi hani. Zaten hayata gülücükler ısmarlamak değildi niyetim ama gözyaşımı da akıtmaya hazır değildim. Bir temmuz günü ikindisi beynimden vurulmuşa dönecek bir telefon çaldı. Ancak o ana gelmeden önce biraz daha geriden gelmek istiyorum.
Yıl 2016, yer Siirt… Bir nisan gecesi melodiler kulak pasımı alıyor dostlar mekanında. Bağlamasıyla Sipan kardeşim Barış Manço’nun “Gamzedeyim Deva Bulmam” eserini ölümsüzleştiriyor. Bir devasız derde düşeceğimin haberini aylar öncesinden haber veriyor. Arkadaşım Ferit ve diğerleri şiir okumam için ısrarla sahneye gönderiyorlar beni. Dostlar kırılır mı hiç? Çıktım sahneye okudum Cemal abinin “Sana Giden Yollar Kapalı” eserini. Önümdeki yolların bir bir kapanacağından habersiz. Gece bitti, evlerimize dogru ilerliyoruz. Yoldayken durdurdu mavi gözlü yiğidim beni, zamanı, şehrin en kirli caddesi olan kalbimi…
– Bana bir şey olursa kız kardeşlerime göz kulak olacaksın. Ben tek abiyim, hissettirmemelisin yokluğumu.
Dünyanın en büyük emanetini yükledi sırtıma. Yük değildi de gönlüm yalnızlığa içerlemişti. Konuşmama bile müsaade etmeyen bir bakışıyla yer yeksan etti içimin güler yüzlü muhabbetini. Yine de yutkunup:
Tamam da viraneyi neylersin harabe ey dostum! Büyük söz söylersin. Büyük kederlerle beni geleceğe düşman belleme diyemedim de gözüm arkada kalmasın kardeş dedi eşek arısı sokacası dilim.
Yeniden akmaya başladı zaman, yeniden hareketli şehir ve şehrin en uğultulu caddesi olan kalbim yeniden kan pompalamaya başladı incinen hücrelerime. Büyük kaybedendim ben. Oldum olası aradan geçen dört senede ne kaybettiklerim vardı da hepsi bunun yarısı ilkinin tırnağı bile etmezdi.
Büyük kaybettim ama bu sefer ilk kaybedişimin aksine mutlu uyandim temmuzun ateşini harlayıp ağustosa geçiş yapan cehennem sabahına. Her şey yerli yerinde, her şey tamam. Kahvaltı hazırlıyorum. Ah, Ferit de gelsin diye telefona sarıldım. Sarılmaz olaydım. Bütün haberleşme araçları iletişim bağımı koparsaydı da ulaşamasaydım mavi gözlü dostuma. Çünkü bu görüş, onu son görüşüm olacaktı ve ben bundan da habersizdim.
Geldi, oturdu, çay içtik, konuştuk ve ben çıktım evden atıldım dünya telaşesine. Iki saattir dışardayım. Dilim damağım kurudu. Su içeyim diyorum içtiğim suyu kusuyorum. Boğazım damlalara hasretken ben sularda boğuluyorum. Bu işte bir terslik var ama anlayamıyorum. Derken çaldı telefonumun “su melodisi. ”
– Bir sala okunuyor köyde. Son yolculuğa bileti kesilenin adını söylüyor bana: Ferit.
Anlamsız buluyorum bu söylemi. Inanmıyorum, inanamıyorum, inanmak istemiyorum. Eşek oğlu eşek şakası bu(!) Yapmayın böyle şakalar kardeşim! Büyük kaybetmeye mecalim yok benim.
Ikinci kez en büyük kaybeden olmuştum. Hani ilk bölümde telefon çalan üç arkadaşım vardı ya… Bir daha babası asla oğlum diyemeyecekti. Ben yüreğimi kül etmişken yeni bir yangın başlamıştı yüreğimin tam ortasında. Bir de üstüne teşhis etmemi istiyorlardı o halimle. Son defa gördüm ne kadar büyük kaybettiğimi… Keşke bütün suları içseydim o öğle vakti de boğulacak bir “Botan” kalmasaydı Siirt’te… Uyuttuğum acılar yeniden uyanmıştı bir ağustos ikindisi. Birinci kaybı aratmadı bu ikincisi…

Son Düzenleme: 1 Mayıs 2020 / 17:40
  • Okunma
  • 20 Nisan 2020
  • Hikâye
  • WhatsApp Yazı Linkini Kopyala
  • 1

    Lokman Özdemir

    @lokman56