Ruhum Çocuk

Büyüdük, bir yanımız çocuk kaldı hala.
Çocukken hayallerimin farklı tadı vardı. Çünkü saf ve masumdum her çocuk gibi. Bu masumluk hayallerime de yansırdı. Mesela uçmak isterdim, hem de öyle yerden yükselecek kadar değil. En yükseklere, daha da yükseklere… Sonra düşünürdüm ya uçarken elektrik tellerine çarparsam diye. İşte o zaman uçma hayalime bu teller engel olurdu. Sanki uçabiliyormuşum da tek engel tellermiş gibi. Daha 7-8 yaşlarındayken başlamıştım sevmeye mavinin sonsuz güzelliğini. Gökyüzü tutkunu bir çocuktum ben. Bizim buralarda deniz olmadığı için bilmezdim büyük suların nasıl olduğunu. Aslında ürkütürdü beni biraz denizler, nehirler…
Küçük bedenimin ve küçük aklımın ötesindeydi bu sonsuz mavilik. Cennet, cehennem diyordu herkes o zamanlar. İyiler cennete, kötüler cehenneme gidecekti çocuklara anlatılanlara göre. Annem hep şöyle derdi “cennet hayal edemeyeceğin kadar güzel bir yer”. Bunlar bir çocuk için çok şey ifade ediyordu. Sorgulamayı, düşünmeyi öğretiyordu bana.   Tabi zorluyordum ben de hayallerimi, hayallerimin sınırlarını…
Yemyeşil ağaçlar, meyveler, çeşitli çiçeklerin olduğu yerler gelirdi hep aklıma. Bir sabah halamların evine gittiğimizi hatırlıyorum. Meraklı her çocuk gibi bir sürü soru sorduğum o yolculuk çok uzun gelmişti bana. Ama öyle bir değmişti ki!  Yere ayak basar basmaz “annee! cennette mi geldik” diye bir bağırmış ve kaptırmışım ki kendimi, ordaki herkesin kahkahalarıyla ortalık şenlendi. Tam hayalimdeki gibiydi burası çünkü. Hatta daha fazlası vardı. Gökyüzüyle kafa çarpıştıran ağaçlar, sevimli hayvanlar, ağaçlardaki narlar, kirazlar, elmalar…
Kırmızı ve pembe güller, salıncak ve havuz bile vardı bu hayallerimdeki cennet sandığım yerde. Ben keşif yaparken kuzenlerim havuza girmeye karar verdiler. Suyun içinde çok eğleniyor gibiydiler. Ben de keyifle izliyordum onları. Arada birkaç damla su geliyordu yüzüme ve o an yakıcı güneşe meydan okuyordu ihtişamıyla. Benden birkaç yaş büyük kuzenim bana da öğreteceğini söyleyip izin aldı annemden bir kahraman edasıyla.   Ama ben hala korkuyordum suyun duruşundan ve azizliğinden. Ayaklarımı suya değdirerek başladım alışma çabalarına. O ilk hissi unutmadım hiçbir zaman. Bana göre su; berraklığıyla, birçok şeyi yüzeyde tutmasıyla, içinde barındırdıklarıyla, yaşam alanı sağlamasıyla çok kutsal bir şeydi.
Sevgili kahramanım sayesinde yavaş yavaş girmiştim suya boynuma kadar ve hala eli belimdeydi, kavramıştı beni iki eliyle. Su hoşuma gitmeye başlamıştı artık. Ta ki o da dengesini kaybedene kadar. Ne olduğunu anlamam saniyeler sürmüştü. Kafam tamamen suya girmişti, ayaklarım dibe inmişti. Dengede duramıyordum, ellerimle anlamsız hareketler yapıp bağırmaya çalışıyordum. Ama kesinlikle ölümü bilmiyordum. Şimdiki gibi her kötü olayda ölüm gelmez aklımıza çocukken. Birkaç çırpınıştan sonra biri beni kurtarmıştı o nefessiz kaldığım, hayallerimin ilerlemediği noktadan. İlk orda öğrendim hayatın bazı gerçeklerini. Tabi o sıralarda unutup devam etmiştim oyuna   ve hayallere. Çünkü hayal kurmaktan öte bir şey yoktu. Hep çocuk masumluğuyla düşünebilmek ve hep çocuk kalmak dileğiyle.

  • Okunma
  • 23 Nisan 2020
  • Deneme
  • WhatsApp Yazı Linkini Kopyala
  • 1

    Esra Kuş

    @esrakus

    23 Nisan 2020 / 23:12

    kaleminize yüreğinize sağlık 😊👏

      23 Nisan 2020 / 23:14

      teşekkür ederim güzel yorumunuz için ❤