Senliğini Kaybedersen Boğabilir Benliğin

Tek başına oturduğu kahvaltı sofrasında 7 yıldır görmediği, kendine uğramayan benliğiyle yeniden karşılaştı. Haldî hatırdı fasılını hallettikten sonra sordu.
“Neredeydin bunca yıldır?”
“Senden uzakta. ”
“Anladım zaten, fark ettim onu. Yedi yıldır neredesin, neden gittin?”
“İstemedin beni. ”
“Sen ne saçmalıyorsun Allah için. Sen benliğimsin benim, nasıl istemem seni?Nereden vardın bu kanıya?nasıl düşündün böyle bir şeyi?” (bağırarak söylemişti bunu)
“Hayatına aldığın insanlardan. Düşüncelerinden, fikirlerinden. Sen sürekli yeni insanlar, yeni kitaplar, yeni filmler , yeniler yeniler yeniler… Durmadan yeni şeyler aldın hayatına. Bunlarda bir sakınca görmedim. Bu seni sen yapan şeydi. Bendim yani. Hayatına yeni şeyler katmak senin benliğindi. Ama bir yerde sınırı aştın Efsun. Bu hayatına aldığın yenilikler seni sen yapan şeyleri değiştirdi. Sevdiğini iddia ettiğin o Emirhan için bile olmadık şeyler yaptın. Ben tam 17 yıldır seninleydim Efsun. O yaptıklarının rutin hareketlerinle uzaktan yakından alakası yoktu. Bir insanın seni kullandığını bilip onunla olmaya devam ettin. Onu düşünerek şarkılar dinledin, başrolünde sizin olduğunuzu düşlediğin filmler izledin. Hatta o kadar abartmıştın ki onu düşünerek altını çizdiğin kitap sözlerini olur olmadık yerlerde paylaştın. Hani insanın parmak iziydi altını çizdiği sözler?Baş ucu kitabında öyle demiyor muydu?”
“Aşıktım o zaman, ilk aşkımdı o benim be biraz saygı duy. O benim on yedi yaşımdı. Bu gitmen için bir sebep olamaz hem. Bahane arıyormuşsun sende resmen gitmek için. İnsan aşık olduğu için benliği tarafından terk edilir mi?”

Sinirle peyniri çatallamaya çalıştı. Peynir önce ikiye bölündü, parçalardan birini almak isterken onu da ikiye böldü. Sonra tüm olan bir peyniri eliyle alıp ağzına attı. Ellerini de tişörtüne sildi. Benliği gitmişti. Tam yedi yıl sonra gelip bu kadar kısa kalmak. Anlamamıştı. Anlam veremiyordu bu duruma. Sanırım bir not bıraktı benliği, tam kafasının içine, düşüncelerine.

Yaklaşık iki saat kadar düşündü, ne düşündüğünü düşünmeden. Daha sonra masadan kalkıp odasına gitti. Yatağının altında bulunan kasayı çıkardı. Domates kasasıydı aslında bu ama içi bir genç kızın lise anılarıyla doluydu. Yediği çikolata kaplarını, Flörtleştiği çocuklar için yazdığı ufak çaplı şiirleri ve hatta Neslihan ile gittiği eğlence merkezinde elinde kalan o fazlalık oyun jetonunu bi kenara kattı. Sonunda buldu aradığını.

Aldığı poşet dosyanın içine daldırdı baş ve işaret parmağını. Eline ilk “Yeraltından Notlar” geldi. Okuduğunda kendisini etkileyen düşünceleri kağıda aktarmış bunun verdiği haz ve mutluluğu diğer kitaplar da yaşamak için bunu bir gelenek haline getirmişti. Her cümlesinde neşeyle doluyordu.
Önce “Aptallar, namussuzlar yaşarlar kırkından sonra” diye düştüğü nota güldü. Ardından “insanlar hastalıkları ile övünür ” sözüne yine hak verdi. Durmadı okumaya devam etti. ”İnsan salt gururu yüzünden cinayet niteliğinde yalanlara bulaşır. ”Bu cümle bir silkinmesine neden oldu. Emirhan gelmişti aklına. İlk aşkı, masum sevgisi. Karşı cinse kârşı duyduğu ilk büyük sevgi. (Emirhanı etkilemek için ne yalanlar söylemişti bir bilseniz. )Ve okumaya yeni başladığında ilk sayfalarında nefret ettiği fakat sonra kaleminin ve düşüncelerinin kudretine teslim olduğu o usta yazar Dostoyevskinin “Aşk bir kızın; değeri elmaslar ile ölçülemeyecek servetidir. ”sözü elindeki kağıdı düşürmesine neden oldu. Emirhan için yaptıkları durmadan aklından geçip durmaya başladı. Benliğine hak verdi o anda.

Dokunsan ağlayacaklı bir surata büründü yüzü. Hüzünlü ve telaşlı bir biçimde poşet dosyaya yeniden daldırdı elini. Bu kez hedefi tam on ikiden vurmuştu. ”Tutunamayanlar” yazılı 40 yapraklı büyük boy çizgili bir defter. Her sayfası dolu dolu. İşte karşısındaydı. -baş ucu kitabı-
Bunda Yeraltından Notlarda yaptığı gibi her söze uzun uzun bakmadı. Biliyordu çünkü içlerinde alalade bir söz, bir cümle yoktu. Hepsi birbirinden farklı birbirinden değerli cümlelerdi. -Yeraltından Notlar da değersiz cümleler var gibi bir düşüncesi yok , baş ucu kitabını ilahlaştırıyor sadece-Okudukça okudu. Kafasının içinde Emirhan, kalbinde canının içi annesi, gözlerindeki yaşlarda da rahmetli babası; okumaya devam etti.

Saldırmaya başladı cümleler bir ordu kurmuşcasına, onu yok etmeye çalışıyorcasına saldırıyorlardı. Çok savunmasız yakalanmıştı. Bin parçaya bölünmüş gibiydi. Defteri bıraktı gözleri yaşlar içinde banyoya koştu. Kendini görmek umuduyla aynaya baktı. Aynada gülen bir suratla karşılaştı.
“Ne o kaçıyormusun?”
Cevap veremedi. Hıçkırıkları arttı ve boğulurcasına ağlamaya başladı. Bir kitap sözü insanı bu raddeye getiremez sadece tetikler bu durumu. Ağlamak için sebep olur. Şey gibi bu ya ölmek için illaki bi neden olur ya. Durup duruken ölmez insan en kötü eceli gelmiştir falan. Kitap sözleri öyle bir neden işte. İnsanın en savunmasız anında çıkarsa karşısına iyileşilmeycek yaralar bırakır. Bazıları iyileşir tamam da geriye kalanı ne olacak? Eyy sevgili Oğuz’cum Atay. Hiç mi sızlamadı vicdanın. Selim karakterini işlerken satırlara bunu okuyacak insanlar da ben gibi çaresizlik içinde, anlaşılmazlık içinde boğulacak; bunları (yaşantılarını, çaresizliklerini) yüzlerine vurmam onları darma duman eder demedin mi hiç?Ne vicdansız adamsın be sen. Bak görüyor musun kızı ne hale getirdin?Utanmasam, sevmesem mezarında ters tep diyeceğim be adam. Senin bizimle zorun neydi de tutunamayışımızı, anlaşılmayışımızı, sahteliklerimizi ve hatta değer bilmeyişliğimizi yüzümüze vurdun. Mutlu oldun mu şimdi? Bak ben bir tutunamayanım , şu ağlayan kız Efsun o da bir tutunamayan. Geçen seni okuyan Tuğçe de tutuanamadı. Bize tutunamamızı anlatman iyiydi güzeldi de eyy sevgili Oğuz Atay senin haklı bir biçimde bizim yıkıklığımızı anlatman bize hiç bir şey kazandırmıyor. Canın cehenneme!Hatırladın dimi bunu? Montaigne hakkında düşünceni belirtmek için Selim Işık’a söylettiğin sözler. Ah adam ah ne kadar sana kızmak istesem de haklısın. Umarım mezar taşında sümüklü böcekler yerine tutunamayanlar yuva yapar ne diyeyim.

Aynada gördüğü kişi benliğiydi. Delirdiğini falan düşündü. Sonra aklına kitaplarda okuduğunda havalı bulduğu imrenerek baktığı iç sesi olan insanları hatırladı. Belki de benliğiyle öyle bir ilişki yakalayabilirdi. Hemen kendini silkti ve sordu.
“Ne istiyorsun yedi yıl sonra geliyorsun bir şeyleri yıkıp duruyorsun. Ne biçim bir benliksin öyle ya uslu dur ya da siktir git” dedi. Bunu derken sesi titredi hemen ardında da dudaklarını ısırdı.
“Ağlayıp sızlama Efsun. Sen kendi benliğine ihanet edecek kadar ileri gittin. Sen beni aldattın. Hemde defalarca. Olmadığın bir kişi gibi göründün . Yalandan popüler kültür kitapları okudun. Hatta sırf okuduğunu belli etmek amaçlı bunu sosyal medyada veya okulda arkadaşlarınla paylaştın. Sen herkes dinliyor diye sevdin bazı şarkıları. Arkadaşların Issız Adamı sevmiyor diye sende sevmedin. Sevdiğini söylemek istiyordun çünkü sevmiştin. Ama yapamazdın insanların içinde onlardan farklı bir duruş sergileyemez , aksi taktirde ya dışlanır ya da havalı bulunmazdın. Sen bana ihanet ettin Efsun. Sen benliğini havalı olmak uğruna, ergen sevdiğini tatmin etmek uğruna, arkadaşların arasında değer bulmak uğruna yok saydın. Sen sen değilsin Efsun. Düşüncelerin bir kitaptan bir filozoftan alıntı. Yaşantın bir filmde ki başrolün yaşantısı. Ben her şeyi hatırlıyorum Efsun. Mezuniyet balosuna seni davet eden ve sana açılmak için 2 sene bekleyen Ertana sırf Emirhanı kıskandırmak için evet diyişini. Ona umut verip kulağına fısıldayarak dans ederken gülüştüğünü, hatırlıyorum. Babanın üzüntülü anında yanına geldiğinde ona rollenip “siktir git odamdan” diyişini ve o adamın senin yanında olmak isterken onu odandan kovuşunu hatırlıyorum. Bu bile izlediğin dizilerden, filmlerden kaynaklıydı. Sen babanı severdin Efsun, onun seni sevdiğinin onda biri de olsa sen onu çok severdin. Ve babanın bir daha senin yanına üzüntülü anında gelmeyişine kahırlanıp durur, arkadaşlarına babam benim iyi gün dostum derdin. Yani sen o anda gerçek dostun olan babanı iyi gün dostlarına karşı kötülüyordun. Baban artık senden çekinir olmuş anneni tembihleyip duruyordu. Seni biraz rahat bırakmışlardı sende gidip Emirhanla yattın. Utanma sıkılma Efsun. Bu senin geçmişin ve geçmişinden kaçamazsın. Annen baban seni o kadar severken sana değer verirken sen onların sana verdiği değeri okul notlarından, Emirhandan aşağıda tuttun. Onları hiçe saydın Efsun tıpkı beni hiçe sayışın gibi. Emirhan sana birlikte olduğunuz günün sonrasında küfürler savurduğunda ne düşündün?Aciz bir piç gibiydin. Seni normalde yanında bulundurmak istemeyen bir insana bedenini sunmuştun. Pişmanlıklar Efsun pişmanlıklar. Bazen boğazına yapışır soluğunu kesene kadar öylece durur. Sen sen olsan bunları yapmazdın Efsun. Ergendim diyip kestirip atılacak şeyler değil hiç biri. Babanı kovuşunu “üzüntülüydüm o anda ne yapayım? istereyek olmadı. ” diyip kestirip atamazsın. Çünkü sevmek üzüntülüyken kırmamak, üzmemekti sevdiklerini. Yapamadın ama sen bunları. Oturup ne giyeceğine ayırdığını saatlerine yazıktı Efsun. İnsanların seni nasıl gördüğüne köpek gibi takılıyordun. Dostoyevski’de öyle diyordu diyeceksin. -‘Kıyafetleriniz sizi insanların gözünde yükseltebilir. ’-Gerçekten de öyle ama sen bunu istemeyen bir insandın. Sen düşüncelerin sevilsin isterdin. Yani en azından sen senken öyle isterdin. ”

Efsun boğulacak gibi ağlıyordu ve kulağı da hala benliğindeydi. Ağzını açıp tek kelime edemezdi çünkü geçmişiydi bu. Kaçamazdı!
“Hiç düşünmedin ileride gerçekten beni seven biri olur düşüncesine kapılmadın. Varsa yoksa Emirhandı. İki güne bir evine gidip bedenini sunduğun insanla gerçekten evlenecek miydin?Defalarca birlikte olduğun o çocuktan sonra evleneceğin insanın masum oluşunu dileyebilir miydin?Babanın ölümü…”

Efsunun ağlayışına bir ses geldi. Bir hızlandı yavaşlamış olan ağlayışı. Banyo Efsunun bağıra bağıra ağlamasıyla inliyordu. Benliği bunu hiç umursamadı. ne vicdansız benlikti bu ama o da haklı hani yani. Yedi yıl bu anı beklemiştir muhtemelen. Nasıl bir kinle nasıl bir kırgınlıkla beklediyse artık. Efsunu paramparça edecek sözleri hiç durmaksızın sıralıyordu. Efsunun bu bağıra bağıra ağlayışı ona samimi geldi.
“Keşke hep şu ağlayışın kadar samimi ve sen olsaydın”dedi.

Yere çömeldi Efsun. Çaresizce yerdeki karolara uzattı ellerini. Ağlayarak sordu.

“Ne istiyorsun şimdi ne yapayım neden anlatıyo…”
Cümlesini bitiremeden nefessiz kaldı. Göğsündeki acıyı şuan ben bile hissettim.
“Efsun beklentilerini değiştir hayata karşı. Vasıfsız hayatınla insanların hayatına girme. Siktir git bir kenarda öl geber. Ama masum bir insanla karşılaşıp ona masummuş gibi bir rol yapma yoksa gelir seni bulurum. Bu kez ölmek için Tanrıya, intiharın için ellerine yalvarırsın. Anladın değil mi?”

“Kimseyi hayatıma almayacak mıyım?Çok saçma bu. ”
“Senin yaptıkların çok mu mantıklı ? Yokluğumda ki yedi yılda çok mu mantıklı şeyler yaptın?”
Yedi yılda yaklaşık otuz ila otuz beş erkekle birlikte olmuş(bedenen), yüzden fazla kez yan komşusu Ayten hanımın kocasından gördüğü şiddete susmuş ve onun dayaktan öldüğü gün geçip polisi bile aramamıştı. Babasının mezarına gidip bir özür bile dilememiş. Annesinin telefonlarına nadiren cevap vermişti. Muhasebeciydi ve işinden de iki ay önce kovulmuş tazminat davasından kazandığı parayla yaşayıp gidiyordu. Ha bir de bir hafta önce bir görme engellinin yolda düşürdüğü parayı ona vermek yerine parayı alıp marketten bir kutu karam almıştı. Bence de Efsunun benliği haklı bu vasıfsız insan bir kenarda ölüp gebermeli.

“Bu yedi yılda yediğin her haltı biliyorum Efsun. Kadınları bir cinsel obje gibi gösteren iğrenç mahluklardan sadece birisin sen. Sen sen değilsin hala. Artık bir sen de olamazsın. On yedi yaşında hayatından kovduğun o benliği bir daha hiç kazanamayacaksın da. Söylesene Efsun, sen sen olarak yaşamadığın bu hayata devam etmek ister misin?Gerçekten o popüler kültürün boyasına bulaşmamış, kadını objeleştirmemiş, düşünceleri, fikirleri , hayalleri olan Efsun olsa ‘hayır, yaşamak istemiyorum. ’derdi. Ama sen… Senden iğreniyorum Efsun hemde şuanki bütün senliğinle. ”

6 ay sonra Saat 19:30 Trt Haber
————————————————
Efsun Kılıçkan, yaklaşık altı aydır evinden dışarı çıkmayan 25 yaşındaki bu gencin psikolojik sorunlardan ötürü böyle bir yola başvurduğunu. Midesinden çıkarılan ıslanmış minik kağıtlarda ne yazdığı merak konusuydu. Evde yapılan aramalar sounucu bulunan minik kağıtlar şahsın durumunu ve amacını açıkça ortay koymuştur. Minik kağıtlarda; “Ben iyi bir anneyim. Ben insanları kullanmam. Babamı çok seviyorum. Babamın yanımda oluşu beni mutlu ediyor. Annemle konuşmadan uyumuyorum. Benliğimi seviyorum. Ben benim. ” gibi cümler yer almaktadır. Her kağıtta bir cümle oluşu kafalarda Efsun Kılıçkanın bu kağıtları acıktıça yediği ve bunları yiyerek olması istediği karaktere/ kişiliğe bürüneceğini düşündüğü ihtimalini doğurmuştur. Efsun Kılıçkanın cenazesine katılan yirmi ila yirmi beş adamın da kavga etmesi dikkatlerden kaçmadı. Kavganın, her birinin Efsun Kılıçkanla ilişkisi olduğunu iddia etmesi ile başladığı söyleniyor. Şimdi de Trump’ın Türkiye hakkındaki sözlerine karşılık TTYP ( Türk Tutunamayan ve Yıkıklar Partisi)’nin balkon konuşmasını bize aktarması üzere Ankaradaki muhabir arakdaşım Cihan Aksoya bağlanıyoruz.

BEHTİ İNCİ

@kurkmantolututunamayan

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.
Rastgele Yazı Getir

Yazarın diğer paylaşımları

Bağımlı Mıyım Ben?

Deneme

Anılarla Yaşayanlar

Mektup

Bunlar da hoşuna gidebilir

Bir Parça Farkındalık

Günlük

İçimdekiler

Şiir

Yangın

Şiir

Kahverenkli Gözlüm

Mektup

Sonrası

Şiir

Meçhul

Şiir