Suç Mahalli

3 Ocak

Gözlerimi açtım. Ama yataktan kalkamıyorum. Nasıl bir ağrı başımda, boğazımda. Soğuk odam beni yeniden hasta etmişti. Aslında izne çıkacaktım. Biraz erken çıkmış olacağım. İzinli olduğum zamanlar genel olarak evde geçirirdim zamanımı. Ama bu sefer cesaretimi toplayıp, araştıracaktım. İznimi olabildiğince uzun aldım. Artık bu yük bana ağır gelmeye başladı. Uzun bir süre sonra kaçtığım o kasabaya gidip herkesin üzerine toprak attığı o olayı açacaktım. Hem acılarımla yüzleşecek, hem de yüzleştirecektim. Bay I bu fikrimi desteklemiş ama pek taraftar olmamıştı. Sonucu ne olursa olsun her şeyi artık öğrenmek istiyorum. Bay I gitmeden evvel biletimi almış. Böyle şeylerden hoşlanmazdım biliyordu. Ama bu sefer buna takılamadım. Beraber gitmekti planımız fakat işinin aksiliğinden dolayı bunu tek başıma halledecektim. Yataktan biraz doğruldum ve başucumdaki uzun dolabımın en alt çekmecesine sakladığım bazı kutuları çıkardım. Neler vardı bu kutuların içerisinde…Bir tanesinin kapağını açtım. Ve ilk gördüğüm şey Şeyma ile birlikte Efsuna yaptığımız anahtarlık ve bir damla yaş…

13 Eylül (GEÇMİŞ)

-Zeytin baksana bana, sanırım nasıl bir hediye vereceğimizi buldum.

Ş-Umarım bu sefer düzgündür Böcek.

-Hadi ama o kadar zevksiz değilim bende lütfen

Ş-Tamam hadi göster sana bir şey söylemiyorum.

…..

Ş-Beni şaşırttın Böcek harika bir şey oldu bu anahtarlık. Şimdi is ona nasıl vereceğiz onu planlayalım

-Beni çok az övdün Zeytin biraz daha översen yeni bir fikir sunabilirim.

Ş-Böcek!

Şeyma’nın gözlerinin iriliğinden sinirlendiğini anlıyorum o an. Şeyma, yaşının üzerinde görünen bir kızdı. Buna sebep olan kızıl saçlarıydı. Zeytin karası gözleriyle o kadar uyumlu suratı vardı ki. Onun kadar güzel olmayı çok istemiştim. Efsun düzdü. Yani klasik bir görüntüsü vardı. Ama Efsunun teni esmerdi. Ve esmerlik ona çok yakışıyordu. Efsun için bugün çok önemliydi. 18. yaşına giriyordu.

Ve bizimle girmek istediğini söyledi. Ona en sevdiği tatlıyı yaptım. Açma, sarma, börek, ve vazgeçilmezimiz olan makarna salatası yaptık. Hediyenin ise özel olmasını istedik ve oldu. Ağaç yapraklarını birbirine yapıştırdık. İki cam arasına sıkıştırdık. Camın üzerine isimlerimizi yazdık. Evi süsledik. Efsunun gelmesini bekledik…

Gözyaşlarıma engel olamadım yeniden. Efsun hediyeyi yanından hiç ayırmamıştı hiç…Anahtarlığı kenara koyup diğer eşyalara bakmaya devam ettim. Minik uğur taşlarımızı gördüm. Beraber ilk defa tek başımıza ormana gitmiştik. Ve orada üç tane farklı taş bulmuştuk. İlk defa yaptığımız bir şeyde önümüze çıktığı için onları uğur taşlarımız olarak belirlemiştik. Onları avucuma aldım. Tekrar kutuya baktım. Şeyma’nın nazar boncukları…Bir sürü güzel ama acı hatıra vardı. Kutuların içi adeta zihnimin içi gibiydi…Kutuyu yan tarafıma bıraktım. Uğur taşlarını avucumdan bırakmadım. Biraz toparlanıp yataktan kalktım. Boğazım acıyla birlikte kupkuruydu. Salona geçtim ve avucumdaki uğur taşlarını salondaki masama bıraktım. Mutfağa geçip bir bardak su içtim. Kahvaltı hazırlamam gerekiyordu. Ve yeniden ballı süt içme isteği gelmişti içime. Bir şeyler hazırlarken düşünmek istemediğim için müzik açtım. Müziğe eşlik etmeye bayılıyorum. Biraz zaman sonra her şeyi hazırladım. Evet işte artık rahat bir kahvaltı etmenin zamanıydı. Günüm ye iç yat gibi bir girdapla bitti. Ve akşam üzeri ufaktan valizimi hazırlamaya başladım…Günüm onları özlemekle geçti. Kimse neden bu konuyla ilgilenmedi üzeri örtüldü her şey bu kadar basit değildi. Onların hayalleri vardı. Bizim hayallerimiz vardı…

Son Düzenleme: 1 Mayıs 2020 / 16:55
  • Okunma
  • 28 Nisan 2020
  • Hikâye
  • WhatsApp Yazı Linkini Kopyala
  • 1

    Pınar Özülkü

    @namelesad2

    28 Nisan 2020 / 19:25

    Yine çok güzel 😊 Kaleminize sağlık efendim…