Süheyla

Bu sevdanın dile getirilecek bir yanı var mı diye düşündü; ve kararını verdi.
Utanç verebilecek her şeyin rağmına söyleyecekti. Koridorda elinde kitaplarla yürüğünü
görünce, ‘’Saffan!’’ diye seslendi. Sesi duyan Safan duraksadı, arkasına döndü, Süheyla’yı
görünce tebessüm etti ve ‘’Merhaba Süheyla’’ dedi. Süheyla yine heyecanlanmış, yine
içinde boğulduğu o hissiyata kapılmıştı. Heyecanlı ve çekimser olduğu her halinden belliydi.
‘’Doğrusu sadece dinlemeni istiyorum Saffan. ’’ dedi ve sebepsizce durdu. Bu defa kendinden
emindi, her şeyi ardı ardına sıralayacak ve tüm her şey hallolacaktı. Şu an gerçekleşen
sahne her ne olursa olsun bir defa olacaktı. Fakat şu an dışındaki vakitler öyle miydi; sürekli
fikrinde birçok sahne tasavvur ediyor, akla gelebilecek her olay muallaktan öte olmadığından
daha çok acı çektiriyordu. Öyle değil miydi zaten; insanoğlunu bazen netice değil, belirsizlik
öldürürdü. Bundan ötürü Süheyla ufak bir haşereye karşı sergilenecek cesareti bile hiçbir
hiçbir yere sarfetmemiş, içinde biriktirip durmuştu. Hatta öyle ki, kendini hiç hissetmediği
kadar cesur hissediyordu. Kim bilir, belki de öyle hissetmek istiyordu. Bu defa her duygusal
film izlediğinde olduğu gibi gözleri buğulanmayacak, soğukkanlılığını hep koruyacaktı. Hem
ağlarsa iradesi gözyaşlarının kuvvetine karşı koyamaz, böylece söylemek istediği hiçbir
cümleyi dile getiremezdi. Nitekim biliyordu ki insan acılarından bahsederken ağlamayı
kesmek zorundaydı.
‘’Seni dinliyorum Süheyla. ’’
Süheyla birkaç saniye sustuğunu sanmıştı, fakat uzun müddet dalıp gittiğini Saffan
seslenince anlamıştı. Toparlandı hemen. Toparlandı ama kelimeler çoktan dağılmıştı bile.
Her makinenin, her vücut sahasına atılmış mahlukun veya icadın programı çözülmüştü.
Fakat insan denen varlığın programı neden bu kadar karmaşık ve çözümlenemeyen bir
haldeydi? Her şeyi aklında planlamışken, kaynağını bulamadığı hisler mide boşluğuna birçok
kasıntı yerleştiriyor, ellerine damla damla terler bırakıyor, ancak kızgın bir sobanın yanında
saatlerce oturması halinde bu denli belirmesi mümkün olabilecek denli yanaklarını kıpkırmızı
ediyor; dahası, onlarca yıl konuşan ve şu an konuşmak istediği her kelimeyi milyon defa
tekrarlayan bir insana konuşmayı unutturuyordu. Bu denli düşünmeyi ve çekinmeyi diğer
insanların kabul edeceği gibi lüzumsuz kabul etti ve Saffan’ın yüzüne çekingen çekingen
bakarak konuşmaya başladı.
‘’Doğrusu söylemeye çekindiğim bazı şeyler var. En başta bu hislerin ne kadar güzel
olduğunu düşünüp daha da çok yaşamak istemiş ve zararsız olduğu kanısına varmıştım.
Heyecan barındırmayan ve her yılımın her gününü büyük benzerliklerle geçirdiğim hayatımın
dışına çıkmış, bu hissi her yaşadığım an tıpkı müjdeli bir haber alırcasına farklı hissetmiştim.
Alemimde bu kadar yer edineceğini bilemiyor ve kestiremiyordum. Her vakit, her an senden
başkasını düşünemez oldum Saffan. ’’
Söylerken gözleri buğulanmış, zihninde idmanını yüzlerce defa gerçekleştirdiği o
konuşmasını becerememişti. Gözlerinin buğulandığını gören Saffan yine onun
incinmemesini düşünmüş olsa gerek, ağlamasına mahal vermemek için söze girdi.
‘’Başka eklemek istediğin bir şeyler var mı, yoksa söyleyeceklerin bu kadar mı?’’

Saffan onu çok iyi anlamıştı aslında. Ama bazı şeyleri duymayı merak ediyor; onu
cesaretlendiriyor, tıpkı yavrusunu kaybeden bir ceylanın hüznüyle içi dolan Süheyla’nın,
sinesinde yatan tüm her şeyin tam da şimdi dökülmesini istiyordu. Süheyla söyleyeceklerini
bitirmemiş olacaktı ki anlatmaya devam etti.
‘’Beni anladığını biliyorum Saffan, çünkü beni en iyi sen anlarsın. Farkındayım; temenni
ettiğim şeyin gayet zor olduğunu da biliyorum, ama sanki sen bir tabutsun ve ben içine girip
ölmek için gayretteyim. Hayallerimin tümü sen fikriyle esir alınmış; öyle ki düşündükçe
ağlıyor, ağladıkça da beni teskin edecek tek varlığın sen olduğun fikrine varıyorum.
Sanırsam bir yerlerde kayboldum Saffan, sanırım sende kayboldum ve çıkamıyorum. ’’
Süheyla söylemeyi düşündüğü birçok kelimeyi söyleyememişti ve iyice saçmaladığını
düşünüyordu. Bu anı zihninde yaşarken hep bocaladığı gibi gerçekte de bocalamış ve
tamamen Saffan’ın anlayışına teslim etmişti kendini. Zira olduramıyor, vardıramıyordu
istediği yere. Kim bilir Saffan’ın şimdi söyleyeceği cümleler kendisine neler yaşatacaktı.
‘’Âh Süheyla’’ dedi Saffan. Bu yaşına dek herkes kendisine hitap etmek için bu ismi
kullanıyordu. Fakat Saffan’ın ağzından çıkınca, hele bir de gözlerine bakıyorsa, bambaşka
bir hal alıyor, hiçbir şekilde tarif edemeyeceği halleri kendisinde oluşturuyordu. Fakat şu da
muhakkaktı ki, hasretini an be an hissettiren insan, bazen o hasrete katransı bir hüzün de
ekleyebiliyordu. Saffan gözlerini kısmıştı. Hem gözleri hem de kalbiyle konuşacak gibiydi;
gözler de kalbin aynasıydı zira.
‘’Senin gibi güzel kalpli insanların varlığına çok az şahit oldum Süheyla. Uzun zamana
dayanan tanışıklığımız var, beraber gülüp beraber aynı hadiselere ağladığımız vakitler de
oldu. Hemen her durumda hissettiklerini ayniyle hissettim. Fakat bu farklı bir şey Süheyla,
uzaklarda bir şey. Yer ile göğün, gündüz ile gecenin bir oluşu kadar muhal bir şey. Bu,
Mecnun’un Leyla’yı bir defa görmek uğruna ömrünü tüketişi karşısında, Leyla’nın gözlerini
kaçırışı gibi bir şey. Bir sesin titrekliği değil, koca bir hezeyanın gürültüsü. Uzakların hikayesi
bu; yaşanılmayanların hikayesi bu. ’’
Süheyla donuk şekilde Saffan’a bakıyor, duyduuklarını algılayıp algılamadığı düşündürecek
bir duruş sergiliyordu. Oysaki içi hakikatte titriyor, boğazına büyük bir yumrunun oturduğunu
ve kendisini boğacağını hissediyordu. Fikrini, böyle büyük bir hüznün nasıl da içine
dolduğunu anlamaktan sıyırıyor, Saffan’ın tekrar konuştuğu cümlelere odaklamaya
çalışıyordu.
‘’Bazı şeylerin olmayacağını anlaman muhakkaktı. Asıl olması gereken Züleyha’nın Yusuf’a
bakışıydı. Susuş, uzaktan izleyiş, en yüceye serzeniş… Kalplerin kimin elinde olduğunu
şaşırmış gibisin Süheyla, kalplerin kimin elinde olduğunu şaşırmış gibisin.. ’’
Bir beden içindeki ruh nasıl ölür, Süheyla’yı görenler canlı şahit olabilirdi. Süheyla o kadar
göz yaşı dökmeye başlamıştı ki, belki de utancından bir daha gözlerinin içine bakamayacağı
Saffan’ı bulanık görüyordu. O kadar nahif, o kadar zarif bir çiçekten farksız hal almıştı ki,
saflığını gören en kasvetli kalplerin bile yumuşayacağı kanısına varıyordu insan. Küçük çocukların gözyaşı dökerken hıçkıra hıçkıra konuştukları gibi konuşuyor, belki de hiç
konuşamayacak hale gelmeden önceki son cümlelerini kuruyordu.
‘’Ama ben yanlış bir şey yapmadım ki Saffan; ben, ben sadece istedim… Ve sürekli dua
ettim; Allah’ım ya oldur, ya da öldür. ’’
Ağlayarak da konuşabilirdi Süheyla; fakat hıçkırırak daha fazla konuşamayacağını anlamış
olmalı ki bu cümlelerden hemen sonra sustu. Saffan bu haline çok hafif tebessüm etti, öyle ki
tebessüm edip etmediği anlaşılmıyordu bile.
‘’Ölmek çare değil ki bu acılarla ölesin Süheyla. Ölmek çare olsa Yakup Yusuf’u yıllarca
bekler miydi? Ölmek çare olsa kim kimin uğruna göze alabilirdi uzun uzun yolları, asırlar
hükmündeki yılları, yüklene yüklene nice enkazları?.. ’’
Saffan sözünü bitirmemiş gibiydi. Ama aniden susuşu, daha çok konuşmak istemediğini
gösteriyordu. Gitmek istediğini belirtircesine hafifçe arkasına dönüp, ‘’Unutma Süheyla,
alışıyor insan; nice şeylere alışıyor. Ve birgün geliyor, unutuyor. En güzel şekliyle yaşaman
dileğiyle, en güzele emanetsin. ’’ deyip gitti.
Yine arkada bir Süheyla kalmıştı.
Saç uçları omuzlarına pamuk gibi değiyorken, kurşun kadar ağırlaşan;
göz altları sadece uykusuzuktan yumaklaşırken, ağlamaktan çöken;
ve yaşam ile ölüm arasında kalıp da bir türlü ölemeyen Süheyla..
Bilinmeyen bir yerlerde, hiçbir yere sığamayan bir Süheyla…

  • Okunma
  • 2 Mayıs 2020
  • Hikâye
  • WhatsApp Yazı Linkini Kopyala
  • Suran Baran

    @suranbaran

    2 Mayıs 2020 / 16:00

    İlmek ilmek örülmüş gibi güzel 🍃

      2 Mayıs 2020 / 22:19

      Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim. 🍃

    2 Mayıs 2020 / 16:04

    Okumaya daldım, bir baktım evin kapısındayım. Düşüncelerinize sağlık 😊

      2 Mayıs 2020 / 22:19

      Hikayeye dalıp gittiyseniz ne güzel, bahtiyar oldum. Var olun 😊

    2 Mayıs 2020 / 17:59

    Yarım kalan ben gibi hissettim, niye böyle oldu ki ☹️ kaleminize sağlık

      2 Mayıs 2020 / 22:21

      İşte, bazı hikayeler hepten hüzün kokuyor; bu da o misâl. Yarım kalan her şeyin bir tamamlayıcısı vardır. Diğer yarınızı daha güzeliyle bulmanız temennisiyle, çok teşekkür ederim. 😇

        2 Mayıs 2020 / 22:53

        Güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederim 😊