Süveydâ’ya (3. Bölüm)

Yüreğimin derinliklerinden kopup gelen dilekçemi gönderiyorum, sana; kurumuş gül yapraklarına inat, taptaze papatya kokularıyla…
Yani; şimdi ne demeli, ne yapmalı, nasıl seslenmeli, nereden başlanmalı; bilemiyorum ki. Konu sen olunca; diller lâl, gözler yağmur damlalarıyla doluyor. Sen ki, seni anlatan zamirlerin bile baş harfini büyük yazdıracak kıymette; ben ki, üstü başı toz toprak içerisinde kalmış, virâne bir evin virâne bir odasında dizleri üzerine çökmüş, avuç içlerini semâya kaldıran bir garibim! Dilimde dûa, kalbimde hâr, kulağımda Bilâl-i Habeşî’nin hiç duymadığım ezân sesi, elimde Ukkaşe’ye uzattığın kamçı gibi bir kalem… Kelimeler kaleme gelmiyor; kalem kelimelere hasret!
“Rabbim, şu sevdiğin kuluna anlatmak istediklerimin yükünü kelimelerim kabul etmiyor. Elimdeki kelimeler bana yetmiyor. Ne olur, yenileri ver!”

  • Okunma
  • 14 Nisan 2020
  • Mektup
  • WhatsApp Yazı Linkini Kopyala
  • 1

    Rabia Çiçek

    @rabiacicek

    15 Nisan 2020 / 10:39

    Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi bu kelimelerle…

      15 Nisan 2020 / 12:23

      Estağfurullah, düşünceleriniz için teşekkür ederim ☺️

    15 Nisan 2020 / 16:30

    Teslimiyetin menba-ı olan sözler..