Yalnız Olabilmek

    Dönemsel olarak korku ve endişenin çok olduğu bu tarz süreçlerde insanlar  çoğunlukla korkulan yalnızlığa kendilerini alıştırmak,
aileleri ile zaman geçirmedeki(tanımadaki) eksiklikleri gidermek, annesine, eşine, kardeşine, yardım etmek ve en önemlisi  kendilerini geliştirmek ve bilmeye odaklanmak isterler. Negatif olan bu kadar şeye rağmen pozitif noktaları keşfetmek gibi bir şansımız varken, sürece rağmen negatif olup, etrafımızı da etkilemek yaraya tuz basmak olur. Her ne kadar virüs bulaşıcı olsa da korku, ümitsizlik ve cehalet de bulaşıcıdır.

Asıl korkmamız gerekenden korkmadığımız sürece en ufak şey bile bize bir tufan gibi gelebilir. (aslında bu süreç de tufan gibi, ama sürece hazırlıklı olmamak korkmak ve ümitsiz olmak daha büyük bir tufandır-ferdi bazda-) Anromal olması ürkütücü gelsede aslında normal olmamız gerektiği halde anormal davrandığımız çoğu şeyi de gözümüzün önüne gösterebilir. Örneğin gözümüzün önündeki insanları daha iyi tanımamızı sağlayabilir, yalnızlığa olan korkumuzu yenmemiz için bir fırsat olabilir, (ilerde çok lazım olacak:. :))

Yalnızlığı yenebilmek ya da kendini hazır hissedebilmek için Onu iyice tanımak, ‘dert bulunursa devası âsândır’ düsturunda bileceğimiz gibi Önce tanıyı bilmek lazım ki sonra teşhis ardından tedaviye geçebiliriz. Biz burada tanıyı ve teşhisi açıklamaya çalışacağız, tedavi size kalmış.

Genel olarak bilinen yalnızlık: ıssızlık, bir insanın kendini bir köşeye atıp münzevi yaşamayı kendine adet edinme hali, tek başına olma halidir.
Klasik klişe bir ifadeyle de yalnızlık: kalabalıklar içinde tek başına olma durumudur, ki bu da işin tinsel boyutu. Biz de örneklerle daha çok bu yalnızlığa değinmeye çalışacağız.

Örneğin Ali Şeriati’ye göre iki tür yalnızlık vardır;  *biri adî olan bu yalnızlık hasta ruhun bir çeşit tepkisidir. Bencillik ve sindirilmiş eğilimler, onda karşıtı bir kompleks meydana getirmiştir. Bu tür hastalıklara-hastalık gözüyle de bakıyor bu yalnızlığa-“anyisosyal hastalık adı verilmiştir. Bu tip insanlar, bir köşede yalnız başlarına oturup dururlar. Örneğin pazarda iflas eden, yaşamda ve aşkta yenilen insanlar da böyledir. **Diğer yalnızlık ise” yüce yalnızlık” dediğim, insan ruhunun gelişiminden ve normal ilişkiler düzleminden daha yükseklere çıkmasından kaynaklanan yalnızlıktır.
Buna ek onarak şunu da belirtir Şeriati ” Bu(ikinci) yalnızlığın en büyük etkeni; kendini bilmektir, bilinçtir. İnsanın, kendisine yönelerek varlıksal ve içsel bir bilinç elde etmesi ölçüsünde dışsal ilişkileri azalır; metafizik bir ilişki kurduğu ölçüde günübirlik ilişkiler ağından da kurtulmaya başlar. ”(bkz. Kendini devrimc
Yetiştirmek sf. 169-170)

Bunun dışında sosyal, siyasal, tinsel hatta pozitif mecra da dahi çoğu önde gelen bilginler, peygamberler, filozoflar, alimler, fizikçiler… Vb yalnızlığı yaşamak için çoğu dağlarda, mağaralarda, çöllerde tek başlarına inzivaya çekilmişlerdir ya da en ufak fırsatta yalnız kalmaya çabalamışlardır.
Çoban peygamberler(ki peygamber mesleği olarak bilinir), gezgin filozoflar Vb. Tanımlara çok yabancı olmamamız bunun göstergesidir diyebiliriz zannımca.
Örneğin İslam Peygamberi hz. Muhammed(s. v. ) kendisine ilk vahiy geldiğinde mağarada tek başına oturup düşünüyordu. (bulduğu her fırsatta gidiyordu) İslam alimlerinin çoğu dağda bayırda çölde yalnız gezinip tefekkür ederlerdi. Örneğin geçtiğimiz asırda yaşayan Bediüzzeman Said Nursi yalnızlığa o kadar alışmıştı ki kimseyi yanında almamak için talebelerine tembih ediyordu ‘zaruret olmasa kimse gelmesin’  diye.
Aynı hissiyatı olumlama meylini hem Matematikçi, hem fizikçi, hem de filozof(az bilinse de) Newton’da da görüyoruz; dönemin salgın hastalığı olan ve milyonlarca insanın ölümüne sebep olan ve kara hastalık olarak bilinem veba hastalığının ülkesinde de görüldüğü ve 1665-1666 yıllarında(Vebadan) ölümlerin doruk noktasına geldiği bir hengamede evinde çalışan Newton Fransız bir araştırmacı olan arkadaşı Pierre Des Maizeaux’a şunları yazmıştı: “O günlerde buluş çağımın doruğundaydım ve matematik ve felsefeyle en çok o dönemde uğraştım”

Ünlü edebiyatçı roman yazarı(bana göre bir numara) Dostoyevski ‘Ölü Evinden Anılar’ adlı eserinde şu noktaya bu zamana merhem olacak pasajında şöyle söylüyor (yazıyor) ”
Yüzlerce arkadaş arasında bulunduğum halde, kendimi ne kadar derin bir yalnızlık içinde hissettiğimi hatırlıyorum. Sonunda bu yalnızlığı da sevmeye başlamıştım ya… Bu ruh yalnızlığı içinde bütün geçmişimi gözden geçiriyor, her şeyi en ufak ayrıntısına kadar hatırlıyordum. Geçmişim üzerinde düşünürken kendimi amansız bir titizlikle suçluyor, hatta bu yüzden bazen bana bu yalnızlığı bağışlayan alınyazıma şükran duyuyordum. Çünkü bu olmasaydı, ne böyle kendimi yargılayabilir, ne de geçmişimi bunca titizlikle inceleyebilirdim. O vakitler kalbim ne umutlarla çarpmaya başlamıştı! Artık ileriki hayatımda geçmişte düştüğüm hataları, yanlışlıkları tekrarlamayacağımı kuruyor, kendi kendime söz veriyordum. Kendime bir gelecek programı hazırlamış, harfiyen uymaya kesin karar vermiştim. İçimde bütün bunları yerine getireceğime dair körü körüne bir inanç vardı…”

  Anladığımız ve anlamlandırmaya çalıştığımız ya da bize empoze etmeye çalışılan yalnızlık o kadar korkulan bir şey olmasa gerek.
Yalnız olmaktan değil yalnızlığa mahkum olmaktan korkalım derim.
Yalnızlığa alışmak, alışabilmek ve bunu bir kazanım olarak görebilmek ümidi ile… Yalnız kalın (hakiki manada)

Son Düzenleme: 1 Mayıs 2020 / 17:46
  • Okunma
  • 18 Nisan 2020
  • Deneme
  • WhatsApp Yazı Linkini Kopyala
  • 1

    Hamza sansur

    @wenekes1