Yanıtlar İçimizde Saklı

‘’Hayatı seyretmek mi yoksa yaşamak mı?’’ sorusunu ilk okuduğumda, cesaretimi arttırma arayışına girmiştim. Eğer pasif davranırsam hayattaki tüm fırsatları kaçırır ve ‘yaşayan bir ölü’ gibi hissederim diye korkuyordum. Motive edici filmleri, repliklerini ezberleyinceye kadar defalarca izlediğim zamanlar da oldu, özgüvenle ilgili kitapların altını çize çize okudum zamanlar da… Çeşitli girişimlerde de bulundum tabi bu uğurda, zorladım kendimi her defasında! Kabuğumu kırabilmek adına elimden geleni yapmaya uğraştım. Beklenti bu yöndeydi, toplum böyle istiyordu, başarının ve hayatta kalmanın anahtarı olarak sunulan buydu…
Hengameli geçen bu süreçte, kendimden ummadığım kadar özgüvenle adımlar attığım da oldu, kaçmayı veya görünmez olmayı dilediğim günler de…
Fakat sonra öyle bir an geldi ki, aslında sadece durup seyretmeyi ‘seçtiğimiz’ anların da yaşamımızın güzel bir parçası olduğunu fark ettim. Her daim öne atılıp, özgüvenle konuşacak veya davranacak cesareti kendimde bulamıyorum, mizacım da buna uygun değil. Kimi zaman güçlü yanlarını ortaya koymak kimi zaman da ortamda olanı biteni gözlemlemeyi tercih etmek daha akıllıca değil mi?
”Niye bitmek bilmeyen bir telaş içerisinde, gerçekte olmadığım biri gibi davranmaya çalışıp yıprattım senelerce kendimi” şeklinde bir öz eleştiriyle başladı değişimim. Sonrasında arka arkaya sıralandı sorular…
Aslında her saniye kendi eşsiz hikayemizi yazıyoruz. Peki bunun ne kadar farkındayız? Eğer elimizi taşın altına koyup inancımız, hayallerimiz ve gayelerimiz uğruna yaşamayı tercih etmezsek bu kendi hikayemize ihanet etmek olmaz mı? Yanıtlar mı? Yanıtlar içimizde saklı.

  • Okunma
  • 18 Eylül 2020
  • Günlük
  • WhatsApp Yazı Linkini Kopyala
  • 1

    Cemre

    @cemre