Yanlış Doğrular

Her şey haddinden fazla tuhaflaşıyor büyüdükçe. Ve küçükken anlamlandıramadığım ancak o yetişkinliğe eriştiğimde kavrayacağım bazı yakarışlara an itibariyle ben de ulaştım. İnsanların büyüdükçe zorlaşan hayata karşı isyanları küçükken bana biraz gösteri gibi gelirdi. Çünkü çocuk olmanın da sorumlulukları vardı. Sabah erkenden uyan, kahvaltını etmeden asla evden çıkma, derslerini dinle, tüm ödevlerini bitir derken bu liste uzun uzadıya giderdi böyle. O yaşta ağır geliyordu bunlar kimisine. Ama ben çok şey hatırlamıyorum çocukluğumla ilgili. Yani birkaç sahne var gözlerimin önünde belki hayal, belki gerçek. Ama zordur çocukluk; hele de beden yaşın hâlâ çocuk kalmışken akıl ve vicdan yaşın senden önce büyüdüyse. Ama o yılları böyle değerli kılan neymiş şimdi öğreniyorum. Düşünmemek, sorgulamamak. Çünkü büyüdükçe insan yeri geliyor her şeyi kavramak istiyor. Her güne yeni bir olay arıyor, yeni bir sır perdesinin aralanışını izlemek istiyor. Bir başladığında “Neden?” ya da “Nasıl?” demeye, her soru bir diğerini doğuruyor; sen cevap bulayım diye girdiğin o çıkmazda debelenirken de sabah oluyor. Bazen bu da beni yoruyor biliyor musunuz? Bugünümün dün ile aynı olması. Günlerin, ayların, hayatın bir tekrara düşmesi… Sanki bir video oynatıcısının içerisine sıkışmışım ve birileri uzaktan kumandasıyla tek bir tuşa basarak sürekli tekrar oynatıyor. Ne anlamı kaldı ki o zaman bugünün? Bana ne kazandırdı, zaman kaybından başka? Ama konumuz bu değil. Yeni bir soru buldum kendime, yeni bir çıkmaz döngünün peşindeyim.

Doğruyu düşünüyorum. Doğru kavramı ve onun tüm türevlerini. Ve şöyle aktarayım; ben genelde her olaya duygusal açıdan yaklaşıp “mantık çerçevesi”nden bakmayı pek beceremediğim için bilimsel bir yazı hazırlayıp insanlığa katkılarımı sunamayacağım. Hislerim ve aklımdan aynı anda geçen binlerce yanlış doğruları anlatacağım. Nedir bu yanlış doğru? Bu iki kelime bir ikilem değil, yanlışı bir sıfat olarak kullanmaktan yanayım çünkü her yanlış bir zamanlar doğru olmanın hazzını yaşamışken her doğru da ileride bir gün yanlış gafletine düşecektir. Kısır döngünün çok ötesinde, insanlığın ve zihnin kara deliği gibi. Veya bir simülasyon gösteri…

Mesela “Siyah mı beyaz mı?” derseniz birine, illaki bir tarafı seçecektir kendine. Çünkü bu dünyada ve insanlığın temellerinde her şey net ve açıklanır olmalıdır. Kimse griyi sevmez, istemez. Çünkü belirsizdir ve daima tarafsız kalacaktır. Bununla beraber ya hep ya hiç kararı da aynı kapıya çıkmaktadır. Kimse bazen hep bazen hiç diyeni kabullenmez çünkü bu kaçamak bir cevaptır. Bunun gibi daha birçok zıt ikilemler sayabilirim. Çünkü insan denilen varlık, kafa karışıklığından nefret eder. Bu yüzdendir ki kendisini yormayacak zıtlıklar seçerek hayatını olabileceğin tam tersi yönünde sürdürmeye çalışır. Yani ya siyahı kabullenir ya da beyazı özümser. Griyi isteyenler ne yaparlar peki? Ya da istemekten ziyade kendisini ne siyaha ne de beyaza yakın hissetmeyenler… Onlar ortada kalmışlığın verdiği hezeyanla savrulur dururlar. En kötü bir karar bile kararsızlıktan iyidir derler ya hani, işte anlatmaya çalıştığım bu. Griler kararsızdır. Bu yüzden biraz bulanık biraz da sisli dururlar. Peki ya, radikal bir şekilde bahsi geçen en kötü kararı verenler… Belki bir saniye daha düşünseler daha iyimser bir karara ulaşacaklardır. Ama artık bunu kim bilebilir ki? Karar verildi, taraflar yine yerlerini aldı değil mi?

Verdiğim örneklerin amacı tamamen aktarmaya çalışacağım soruların daha net anlaşılabilir olmasını sağlamaktı. İnsanların hayatını nasıl keskin virajlarla doldurduğunu birçoğumuz içtenlikle kabullenebiliriz. En azından bunu bir irdeleyebiliriz. Peki, doğru nedir? Doğru kelimesinin TDK’de aktarılan tanımlarından birisi: “Bir ucundan öbür ucuna kadar yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı. ” olarak geçiyor. Ama bu DOĞRU değil ki!

Çünkü yüzyıllardan hatta binyıllardan beri değişen bir dünyanın içerisindeyiz. Zaman akıp gidiyor, iklimler birbirine giriyor, teknoloji durmaksızın ilerliyor. Tüm bu farklılığın arasında doğru veya yanlışın yön değiştirmeden ilerleyebildiğini nasıl savunabiliriz ki?

Bana kalırsa böyle bir şey mümkün olamaz. Soyutluk kavramı da somutluk kadar inkâr edilemez bir gerçek iken durmadan değişen dünyaya elbette ki o da ayak uydurmak zorunda. Tıpkı dünyanın ta kendisinin bir zamanlar düz olduğunu doğru saydıkları gibi… Ama benim bahsettiğim değişim dünyanın şekli değil ya, her neyse.

Bu olgu öyle derin ve öyle insanı içine sürükleyen bir düzeyde ki, açıkçası kafamdan geçen her soruyu veya her örneği yakalayamıyorum. Bir düzen sırasında yazmak istiyorum. Ama özelden genele gidecek olursak bir düşünün istiyorum. Bundan on yıl öncesinde kabullendiğiniz ve gözü kapalı inandığınız doğrularınız hâlâ doğru kalmayı başarabildiler mi? Ufak detaylara takılın istiyorum. Mesela benim için yer fıstığının bile bu konuda büyük bir yeri var. Çünkü çocukken, asla yemeyeceğim ve hep midemi bulandıran bir çerez olmaktan öteye geçememişken şimdi bayılarak yediklerim arasında. O zaman çocukken mi ondan nefret ederek yanlış yapıyordum yoksa şimdi mi onu severek bir yanlışın içindeyim? Ve bir de şu tuhaf şekilli kaju! Aslında ondan hâlâ nefret ediyorum. E o zaman bu kararda doğru muydum yoksa hâlâ mı bir yanlışla yaşıyorum ve bundan on yıl sonra onu çok sevip yer fıstığından mı vazgeçeceğim? Ama ne önemi var ki? Diş kovuğunu doldurmayacak çerezler. Değil. Bunlar günlük hayatımızda asla fark etmediğimiz ama düşündüğümüzde uzayıp gidecek bir listenin sadece ufak bir maddesi. Ama siz alın bu yer fıstığı ve kaju hikâyemi, hayatınızın her detayında, her insanda, her hareketinizde, her ideolojinizde ya da her “Asla!” dediklerinizde koyun tam ortaya ve sorgulayın.

Unutmadan; ne yazık ki ben de normal bir insan olmaktan öteye gidemeyeceğimi anlıyorum. Çünkü ben de ya hep ya hiç diyenlerdenim. Benim hayatım da keskin virajlar, radikal kararlar, doğru veya yanlışlardan oluşuyor. Ve şunu da biliyorum ki işin özünde insan bir şeylere tutunmak istiyor. Verdiği kararların arkasında durabilmek için bir sağlamlık arıyor. İçten içe kendisini destekleyeceği olgulara güveniyor. Geçmişe güveniyor, geleceğe vaat ettiğini düşünüyor. Bu yüzden doğrulara sarılıyor. Ama unutmayın ki dünün doğruları bugünün yanlışı iken, bugünün yanlışları yarının doğrusu olabilir. O hâlde dünün doğrularının aslında yarının doğruları olma ihtimali doğuyor. Peki ya biz neden hep yanlış olan gündeyiz?

Son Düzenleme: 1 Mayıs 2020 / 20:40
  • Okunma
  • 11 Nisan 2020
  • Deneme
  • WhatsApp Yazı Linkini Kopyala
  • 1

    Ulviye Tabak

    @ulviyetabak