Yarım Kalmış Öyküm

Serin bir yaz gecesinde topraktan yapılmış evin içinde ailesiyle birlikte oturuyordu Metehan. Odanın bir köşesinde serili bir yatakta iki oğlu yan yana yatarken diger köşede ise hanımı perihan kucağında en küçük oğlunu emzirerek yatmasını bekliyordu. Metehan öyle düşünceli bir haldeydi ki gözlerini yerden alamıyordu. Perihan’da metehanın böyle düşünceli ve hareketsizliği karşısında üzüntülü bir halde ona bakıyordu. Metehan birden başını kaldırarak perihanın ona baktığını gördü onun yüzündeki acıma duygusunu hissederek derince bir nefes aldı ve başını havada tutarak gözlerini tabana dikmeye karar verdi. Tabandaki sarı lamba odanın her köşesini aydınlatmaktaydı keşke karanlık düşüncelerimide aydınlatabilse bu lamba diye düşünüverdi. Metehan gençliğinin çoğunu şehirde geçirmiş birisiydi gençlik yıllarında üniversite okurken şehirde yaşamak zorunda kalmıştı o dönemlerde şehir hayatının ne kadar yapmacık ve sahte insanlar dolu olduğunu anlamış ve yaşanacak bir hayat varsa o da köy yaşantısıdır deyip baba mirasından kalan otuz dönümlük tarlalarını pamuk ekerek köye yerleşmişti. Babası ve annesi tarafından perihan görücü üsülü evlenerek hayatının geri kalanını tarla ve köy yaşantısında kalmaya karar vermişlerdi. Perihan ile birlikte sırt sırta vererek geçimlerini saglıyorlardı şehir hayatından kurtulup gerçek yaşam olan doğayla iç içe yaşadığı için her zaman Tanrı’ya şükretmekteydi. Hiç bir zaman şehir insanlarını sevmemişti çünkü o insanların çoğu kendilerine Yeni bir Tanrı yaratmışlardı o Tanrı’da para tanrısıydı Metehan bu insanların kendilerine uydurdukları Tanrı’yı hiç sevmemiş ve itat etmekten yana olmamıştı. Metehan düşüncelerinden kurtulmak çok zor oldugunu anlıyarak saatine baktı saat epey geçmişti. yan tarafında kenarı olmayan mezarı anımsatan yatakların koyulduğu özel bölmeden el fenerini ve baba yadiğarı küçük namlulu silahını alarak perihana baktı ve ona :
-Ben boruları değiştirmeye gidiyorum beni bekleme uykun varsa yat ben Şafak sökünce anca gelirim.
Perihan :
-Tamam kendine göz kulak ol havalar sıcak olduğu için yılanlar epey çoğalmış
Metehan:
-Silahı onun için götürüyorum ya.
Metehan çamurlu çizmelerini ters döndürerek yere vurdu içindeki çamuru temizledi. El fenerinin şarjını kontrol etmek maksadıyla fenerini açıp kapattı. Sabah bıraktığı boruların yanına gitmek için yola koyuldu. Zifiri karanlık tarlaya çökmüş gibiydi önüne görmemeye başlayınca el fenerini açtı pamuk günden güne büyüyorlardı 1 ay daha pamuğun sulama vaktinin olduğunu düşündü. Bir ay sonra belkide borçlarının yarısını öderdi. Çocuklarına ve eşine elbise bir iki kilo da ette aldı mı tamamdı. Birden bişeyin unuttuğunu düşünerek duraksayarak güzelde bir paket sigara alacağını hatırladı hem de en kalitelisinden alıp tüttürecekti. Köydeki otlakçılarada kaliteli sigarasını koklatırmiyacaktı onlar koklattırıyorlar mı ki ben koklattirayim diye içerlenmişti. Borulara yaklaştığını borulardan geçen su sesinden anlamıştı. İlerlemeye devam etti. Perihan evde küçük çocuğunu emzirdikten sonra onu küçük yatağa koydu ve diğer çocuklarının yanına uzanarak battaniyeyi üzerine çekti uyumak istiyorsa da aklı hep metehandaydı. Tek başına bu karanlık gecede başına bir şey gelse ya diye kaygılanmıştı. Oğulları yardım edecek güçte değillerdi kaç kere perihan metehana kardeşlerimden biri sana yardım gelsin diye söylediysede Metehan bunu kabul etmemişti çünkü metehan hayatta hiç bir zaman kimsenin ona yardım edebileceğini düşünmüyordu hayat ona göre menfaatlerle çevrilmiş bir yerdi. Allah’tan başka kimse karşılıksız yardım etmediğini anlamıştı oda kendine bir düşünce oluşturmuştu. Kimseye yardım etmeyeceğine dair bir düşünceydi. Hayatta yanlız ailen vardır ailene yardım ediceksin gerisi hepsi yalandı. İnsanlanlar hayatta seni hep yarı yolda bırakırdı bunu aklının bir köşesinden çıkarmazdı Perihan da bunu çok iyi anlamıştı o da eşinin koyduğu düşünceden yola çıkarak eşine hiçbir zaman sadakatsizlikte bulunmayacaktı. Perihan ne kadar gözlerini yumsada uykusu gelmiyordu . Çocuklarına bakıyordu onlar metehan ve benim geleceğim diye saçlarını okşadı onları iyi yetiştirecekti güzel karaktere sahip olacaklardı hiç kimseden korkmadan ailesinin şerefini taşıyacaklardı bu yörenin yiğitleri olacaklar diye alınlarından öptü. Metehan boruları değiştirmek için işe koyulmuştu bile boruları su içmeyen pamukların bölgesine doğru çevirerek gerisinde kalan diger boruları alarak suyu daha da ileriye taşımak için ugraşıyordu. Sabaha kadar bu işle ugraşmak zorundaydı. İhmale gelmez işti bu fazla su içen toprak belirli bir süreden sonda verimliligini kaybederdi. Bu da önümüzdeki senelerde tarladan alacağı kazancını düşürmek demekti. Zaten kıt kanaat geçiniyorlardı işi savsaklamaya gelinmezdi

  • Okunma
  • 24 Mayıs 2020
  • Hikâye
  • WhatsApp Yazı Linkini Kopyala
  • 1

    BedirhanElmascan

    @bedirhanelmascan

    24 Mayıs 2020 / 20:04

    Gözü tırmalayan epey hatalar var