Yatakta Ölmek

Ölüm döşeğine geldiği zaman adam, artık titremeye başlayınca elleri ve dil kepenklerinin ardı sıra yüreği tutulunca anlamıştı bütün renklerin oyunlardan ibaret olduğunu. Hikayelerin yalnızca siyah renkli çizimlerden karalanışlar olduğuyla yüz yüze gelmiş ve galibiyet şarkılarının olmadığı bir savaş seyrine kapılı vermişti. Artık kimsecikler görünmüyordu etrafında, oysa dünler de öyle miydi? En özel köşklerin sahibiydi kendisi, en şatafatlı arabalara biner, en güzel kelimelerle kulakları bayram ederdi. Şimdilerde ise Eşeğin sesiyle bile geçinebilirdi. Peki ya neredeydi o eski sesler? Yoksa sesler düşman mı kesilmişlerdi? Doyamadığı tatların dizilişleri vardı gözünün önünde, sıra sıra gelen yemeklerin kokuları yayılıyordu sanki beyaz dört duvarın arasında boşluğa. Oysa yoktu koku. Yoktu peki ama nerelerdeydi? Kavgalarını getirmişti zihin parçalarının köşesine, sertçe çıkıştığı yumruklar, tam kalçasına yediği tekmeler… Daha sayamadığı nice yekpare insan cengaverlikleri… Neredeydi şimdi o cengaver? Gökyüzünün uslanmaz savaşçısı değil miydi? Şimdi ayağa kalkacak gücü hissetmiyor bedeninde.
Beyaz duvarın boğuculuğunu az da olsa giderecek, yürek çeperlerinde yankılar uyandıracak derecede pencereden gökyüzünü izleyebiliyordu adam. ”Bunca yıl gökyüzü buralarda imiş de görmemişim. Benim derdim yerde idi, peki ya şimdi yer nerede? Sırtıma alıp gezdirdiğim o toprak parçalarına gömüleceğim. Önüme katarak gezindiğim arabalardan bir tanesinin üzerine konulup götürüleceğim. Bilen var mı? Bilmemekten yana sessizlik yankılarının içinde dinleneceğim. Duyan var mı? Ne ala efendiler, her gün geçip gidilen mekanlarda eğlenmeler bakın, o size yeter. ”

  • Okunma
  • 30 Mayıs 2020
  • Deneme
  • WhatsApp Yazı Linkini Kopyala
  • 1

    Ibrahim-Karci

    @ibrahim-karci