Yazmanın Doğası

Yazmak benim için böyle bir şey…

Kışın kaynarcasına yanmak, yazın ise iliklerime kadar donmak gibi. Ne zaman yazıp yazmayacağımı ben bile bilmiyorum. Yazdıklarımı kimi zaman gurur kaynağı, kimi zamanda müsvedde den farksız görmekten alıkoyamam kendimi. Böyle hissetmek çok garip. Bir şey hakkında karar verememek, en kötüsü de onun iyi ya da kötü olduğunu bilememektir onu garip yapan.

Neden yakıyor beni?    Uzaklaşayım diye mi?

Tabi ki ‘HAYIR!’

Onsuz düşünmek bir yana ona bağlı olmadan bir adım dahi atamayayım diye her seferinde tekrar ve tekrar yakıyor bu küllerinden doğan vücudu.

Suçlu kim şimdi?

Buna izin veren ben mi, yoksa beni diri diri yakan o mu?

Cevabı bilememek… Yazık, hem de çok! Keşke yazı yazmayı bilmeseydim de bu soruyla karşılaşmasaydım. Vah ki bedenime, ömrüme, ruhuma…

Değişiyorum…

Her saniye, gün, ay, yıl… Bunlar ortaya çıkmasın diye yazmadım. Mühürledim bu eli, bu zihni. Ama artık kaçmak yok! Bunun sonunda yanmak olsa bile ya su aramak gerek cehennemi söndürecek ya da yanıp bir daha geri dönmemek.

Bu sayfa da bitti. Bilmem bir daha ne zaman bu kıyılara atar af dilerim vicdanımdan. Sorun burada. Ne zaman olacak bilmiyorum. Bilsem ne teslim olurum ne de direnirim.

 

Son Düzenleme: 28 Nisan 2020 / 15:45
  • Okunma
  • 15 Nisan 2020
  • Deneme
  • WhatsApp Yazı Linkini Kopyala
  • Yasin Sapmaz

    @yasin