Yazmaya Başlıyorum

Elime çay fincanımı alıp düzenini bir kütüphaneden esinlendiğim -Hayır basbayağı birebir aynısını yaptığım- kütüphanemin önüne bağdaş kurup oturdum. En üst rafta Kur’an-ı Kerim ve ılimleri, hadis kitapları ve Mektubat-ı Rabbani, alt raflarında İslami ilimler ve hayatüs sahabe ciltleri, onun altında tarih kitapları, en alt rafta araştırmalar, hikaye ve romanlarım. Edille-i Erbaa bütün ihtişamıyla yol gösteriyor bana. Geçen sene köklü bir temizlik yapmıştım kitaplığımda ve en önemli yazarların en seçkin eserleri kalmıştı sadece. Ee ne de olsa seçkin okur seçerek okurdu. Yediğine içtiğine dikkat ettiği gibi okuduğuna da dikkat etmeliydi insan. Bakmalıydı elindeki Zehir mi Panzehir mi? Ben de öyle yapmış ve panzehir kütüphanesi kurmuştum kendime. Elbetteki daha çok yolu vardı ama şimdi bile benim için Hazineydi. En yakın dostlarımdı onlar benim. İçlerinde defalarca okuduklarım vardı. Hayran hayran izledim bir süre.
Ne güzel cümleler vardı içlerinde beni en ince ayrıntısında yakalayıveren. Kitap ile konuşmak aslında o yazarla konuşmaktı bana göre. Değil mi ki o fikirler onun kaleminden nakşolunuyordu satırlara; öyleyse satır arasında gizlenmişti yazar ve benim yazarlarımın ne güzel fikirleri vardı.
Her Kitap tutkununun içinde vardır yazma aşkı. Benim de kelimelerim, altı çizilesi cümlelerim olsun istiyor insan. Okuyan kişinin zihninde canlansın hikayelerim, okumaktan çok o anı yaşasın. İstiyor ama kolay mıydı öyle kalem oynatmak? Bir mesajı olmalıydı örneğin; okuyan kişi “aa doğru bak” demeliydi ve en önemlisi okumaya değmeli kabul görmeliydi. Benim de içimde hep yazma fikri hayali vardı ama ne yazmalıydım? Öyle bir şey yazmalıydım ki “işte bu!” demeliydim.
Çok sevdiğim bir hocam “yazmalısın” dedi “bu okuma aşkına bir de kendi hikayelerini eklemeli bir yerden başlamalısın” bu ikaz bu teşvik içimde kaynayan nehri yeniden çağladı. Öyle ki yazma isteği kabaran bir nehir gibi coştu, kelimeler zihnimi işgal etti ama bir yerde tıkandı kaldı. Bir müddet oraya buraya çarptı ama sonra duruldu. Çünkü büyük bir taşa takıldı sular. Bu kaya öyle güçlü, öyle büyüktü ki biraz önce çağlayan sular, yazma hayalim korku kayasına çarpmıştı. Evet korku. Yazamama korkusu, beğenilmeme korkusu, küçük görülme korkusu. Hani derler ya müziğin sesini duyamayanlar dans edenleri deli zanneder diye aynı onun gibi kitapların sesini duyamayanlar, onlarla konuşamayanlar satır aralarında yaşayanları avare zannediyorlar. Oysa bilmiyorlar ki hayatı en iyi onlar yaşıyor. İşte bu zannın sahipleri öyle güçlü ve öyle çoklardı ki “Boş işlerle uğraşıyorsun boş!” bu sözü duymak çok kötüydü. Oysa şu an önünde oturduğum, bir sanatseverin ünlü bir tabloya baktığı gibi baktığım kitaplarım boş iş değildi. Yazarlarım hiç de boş işlerle uğraşmış değillerdi ve ben de boş bir insan değildim.
Bu düşünce ile yerimden kalktım, masama oturdum. Dosyamın içinden temiz bir sayfa çektim, elime kalemimi aldım, gözlerimi kapattım ve bekledim. Evet sadece bekledim. Kalbimde yazmanın heyecanı, elimde kalem öylece bekledim. Kafamda bir sürü kelimeler dolaşıyor ama içlerinden en kalitelilerini, en anlamlılarını seçmeli ve onları yan yana getirip kendi cümlelerimi yazmalıydım. Bekledim, düşündüm, bekledim. Ama olmadı bir türlü insanın bam teline dokunacak o cümleyi bulamadım. Ne kadar öyle bekledim bilmiyorum en sonunda gözlerimi açtım, yüzüm düştü. Tabii elimden de kalem. Ama bırakmadım geri aldım onu elime. Değil mi ki savaştaki askerin silahı onun namusuydu. Şehit düştüğünde dahi elinden bırakmayan askerleri okumuştum kalemde benim silahımdı ve daha bir kurşun bile atmadan onu elimden bırakmaya hiç niyetim yoktu.
Gözlerimi tekrar kapattım. Ama bu sefer sadece beklemedim, boynumu büktüm, gözlerimden birkaç damla yaş aktı. Hayır pes etmeyecektim, bu sefer olmazdı! Boynumu büktüm, murakabeye durdum gönlümü dinledim. Ve dua ettim “Allah’ım kalemime güç ver yazmayı nasip et bana” İstiyordum ki kalemimden aksın kelimeler. Öyle olmaz mıydı zaten? Bir ilham gelir ve ardı ardına sıralanırdı cümleler. İstiyordum ki ben yazdıkça coşayım, coştukça içimde çağlayan o kelime nehri aksın ve yolunu bulsun. Ama öyle olmadı. Umutsuzca açtım gözlerimi. Tam kalemi elimden bırakıyordum ki gözüm masanın yanındaki duvara yapıştırdığım kağıda takıldı. Bir Hadis-i Şerif yazıyordu Ve şöyle buyuruyordu Efendimiz: “Besmelesiz başlanan her işin sonu kesiktir. ” Talebe iken öğrendiğim ilk hadisi şerif. Kağıdıma baktım Besmele yazmıyordu “İşte bu!” dedim “İşte bu!” Ben gönlümü bağlamış, dua etmiş ama en doğru ilk adımı atmamıştım. Renkli kalemle sayfama kocaman yazdım; BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM. İşte şimdi dua edebilirdim; “Yarabbi! kalemime güç, kelimelerime mana ver ki hikmetinden bir cüz yazmak bana da nasip olsun”

  • Okunma
  • 21 Nisan 2020
  • Deneme
  • WhatsApp Yazı Linkini Kopyala
  • 1

    Tuba Özdemir

    @tazekalem

    21 Nisan 2020 / 12:09

    Çok güzel 😊

    25 Nisan 2020 / 07:06

    Yazı uzun ama sıkılmadan okudum. Güzel.. Kalemine sağlık. 🌼

      25 Nisan 2020 / 10:31

      Çok teşekkür ederim beğenmenize çok sevindim 😊

        25 Nisan 2020 / 14:23

        Ben teşekkür ederim. 😊

    17 Mayıs 2020 / 22:09

    Allah kabul etmeyeceği duayı kulunun gönlüne koymazmış. Yazmaya başlamak spor yapmadan önce ısınmak gibi değil mi? Rabbim kaleminize güç kuvvet versin. Ezan okunurken edilen dualar kabul olur, şuan bu kelimeleri yazarken ezan okunuyor Burada. Rabbim batıla karşı hakkı haykırıp galip gelmeyi İslam dinine hizmet etmeyi hepimize nasip etsin inşallah. 🤲☘️

      18 Mayıs 2020 / 01:01

      Amin amin inşallah 🤲🏻 doğruyu anlattığımız gibi yazmak da istiyoruz bazen sesin ulaşmadığı kulaklara cümleler ulaşabiliyor. Yazmanın gücü konuşmaktan çok daha fazla bana göre. Umarım nasip olur, hepimize 🌹🌹